Denizci Metropol ‘Cenova’

Cenova, Ünlü kâşif Kristof Kolomb’un doğduğu yerdir, tarihte İtalyan Şehir devleti olan Ceneviz’in başkenti olmuştur. Cenevizlilerle olan bağlantı nedeniyle İstanbul Beyoğlu ile kardeş şehir ilan edilmiştir. Cenevizliler 10. Yüzyıldan itibaren Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de deniz ticaretini ellerinde tutmuşlardır. Amasra, Sinop, Samsun ve İstanbul Karaköy birer Ceneviz kolonisi haline gelmiştir. Galata Kulesi de bir Ceneviz yapısıdır. Yüzü denize bakan bir metropol olan Cenova, aynı zamanda bir sanat ve her zaman yoğun iş trafiğine sahne olan ticaret kentidir. Cenova’nın tarihi kalbinde, Avrupa’nın en büyük ortaçağ merkezi yatar. Burası Caruggi denilen minik cadde ve sokaklarla birbirine bağlı eski taş yapılar topluluğudur. Modern hayat ise bu tarihi merkezin hemen birkaç adım dışında olanca karmaşıklığı ve gürültüsüyle akar. Tarihi sürecin biriktirdiği çok kültürlü kent ruhu Cenova’nın bugününü oluşturur.

Coğrafya dağlık olduğundan ulaşım tüneller, köprüler ve viyadüklerle sağlanmış, dolambaçlı bir yoldan sonra Cenova’yı görüyoruz. Deniz ile dağların oluşturduğu sahil bandına kurulu kent büyüdükçe dağlara doğru tırmanmış. Bu nedenle önce merdivenler, sonra asansörler kentin olağan parçaları biçiminde birçok alt ve üst sokağı birbirine bağlıyor. Sokaklar hep bir meydanla birleşiyor, binaların önündeki kaldırımlar taş kemerlerle üstten kapalı. Bu, güneşten ve yağmurdan korunmak için eski Romalılardan beri süregelen bir mimari çözüm olarak kalmıyor, kentin kimliğine katkıda bulunuyor.

Kentte görülmesi gereken ve keyif alınacak mekânların hepsi tarihi merkeze yürüyüş mesafesinde. Piazza de Ferrari, yani Ferrari Meydanı tarihi ve modern Cenova’nın birleştiği yer. Ortadaki büyük fıskiyeli havuzun etrafında geniş bir alan ve alanı çevreleyen önemli binalar yer alıyor. Bu alana açılan 20 Eylül ve Dante Caddeleri alışveriş için önemli caddeler. Meydandan batıya doğru ilerledikçe San Lorenzo Katedrali ve meydanına ulaşıyoruz. Burada 17. Yüzyılda yapımı tamamlanan Gotik tarzda San Lorenzo Katedrali daracık meydanı heybetli cüssesiyle kuşatıyor. Meydana açılan sokaklardan hangisini seçerseniz fark etmez, ortaçağ atmosferini hissedeceğiniz yürüyüş güzergâhı bizi geçmişe taşıyor. Yüzyıllar boyu biriken ticari zenginlik ve İtalya’nın finans merkezlerinden birisi olmanın sağladığı olanaklar sayesinde kent birbirinden güzel binalarla bezenmiş. Dar sokaklar nedeniyle özellikle bu bölge motosiklet ordularının istilası altında.

Doğrultumuzu değiştirmeden, San Lorenzo meydanından daha batıya doğru ilerleyip eski liman, Porto Antico’ya ulaşıyoruz. Buradaki en dikkat çekici yapı çevre binalardan ayrılmış, tek başına duran San Giorgio Sarayı. 1260 yılında inşa edilmiş olan saray renkli, süslü cepheleri, cicili biçili görünümüyle dev bir biblo gibi duruyor. En bilindik konukları arasında Venedikli kaptan Marco Polo var, anılarını burada tutsak iken kaleme almış.

Eski liman 1995 yılında yeniden düzenlenerek yıl boyu birçok keyifli etkinliğin yer aldığı geniş bir mekân olarak kente kazandırılmış. Hem Cenovalılar, hem de ziyaretçiler için bir cazibe merkezi haline gelmiş. Avrupa’nın ikinci büyük akvaryumu burada yer alıyor. Kültürel fırsatları keşfetmek için farklı mekânlar, sınırsız açık hava etkinlik alanları, tipik şarap imalathaneleri, restoranlar, butikler, alışveriş olanakları ile zenginleşen eski liman saatlerimizi geçirdiğimiz bir yer oldu. Buraya demirlemiş Galeone Neptune, yani Neptün Kalyonu o yıllardaki dev ahşap gemileri gözümüzde canlandırmaya yardımcı oluyor. Bir replika olan gemi Roman Polanski’nin Korsanlar filminde set olarak kullanılmış. Eski limanı çevreleyen kordon ve buraya açılan dar sokaklar çoğu sadece öğlenleri açık olan deniz ürünleri restoranları ile dolu.

Pesto sosun Cenova mutfak kültüründe ayrı bir yeri var. Cenovalılar makarna ve pizzalarda, başka bazı Cenova tabaklarında kullanılan Pesto sosun buradan ülkeye yayıldığını söylüyorlar. Pesto, İtalyanca’da ezilmiş (veya dövülmüş) anlamına geliyor. Fesleğen yaprağı, Parmesan peyniri, çam fıstığı, sarımsak, tuz ve zeytinyağının havanda iyice dövülmesiyle yapılıyor.

Cenova’nın çarpıcı denizcilik tarihinin sergilendiği deniz ve denizcilik müzeleri, Etnografya müzesi, Strada Nuova, Villa Croce, Wolfson modern sanat müzeleri, Doria doğa tarihi müzesi, diğer görülecek yarlar arasında yer alıyor.

Michael Winterbottom’un 2008 yapımı Genoa filminde bir kaza sonrası yeni bir başlangıç için taşındıkları Cenova kentinde, yeni hayatlarına alışmaya çalışan yaralı üç yürek anlatılır. Filmde Colin Firth ile birlikte Cenova başroldedir. Sokakları, tekinsiz ve tehditkâr atmosferi hatta abartılı otantik yapısı ile filmin en etkili rolünde kenti görürüz. Cenova’nın ara sokaklarına dalan Winterbottom’ ın kamerası; şehri alabildiğine kaotik bir dekor olarak önümüze getirir. Winterbottom’a hak vermekle birlikte, kentin inatçı, denizci, ağır ağır devinen, Ortaçağlılığını gururla taşıyan bir ruhu olduğunu gözlemliyoruz. Bir zamanlar Venedik’le eşit ve ona rakip olan Cenova, Avrupa’daki benzerleriyle yarışacak bir Ortaçağ kent merkezine sahip. Taş kaldırımlardaki tahta masalarda deniz ürünleri ve şarapla karnımızı doyururken yanımızdan vızıldayarak geçen motosikletliler hayalimizde yerlerini atlılara bırakıyor. Eskiden tahıl pazarı olan piazza’lar şimdi çiçek tezgâhları ile dolu.

Cenova’dan ayrılma zamanı geldiğinde, kenti yeterince keşfedememiş olduğumuz duygusu ile baş başa kaldık. Geçmişin, bilimin, sanatın, yeme – içme kültürünün, tarih boyunca katman katman biriktiği bu denizci kente daha fazla zaman ayırmak gerektiği düşüncesinde birleştik.

Hoşça kal Cenova! Arrivederci Genoa!