Nuh’un Gemisi: Tanzanya

Yorum bırakın
Orta ve Güney Afrika

Bu sefer Tanzanya’nın önemli kentlerinden biri olan Arusha’dayız sevgili okuyucu. Dün akşam anlaştığımız şoför ve pek güven vermeyen dört çeker aracıyla gün ağarmadan yola çıkıyoruz. Yağmur hızlandıkça önümüzü görmek zorlaşıyor; sileceklerin lastikleri benden daha yaşlı ama inanın arabanın daha önemli eksikleri olduğunu gün içinde tecrübe edeceğiz. Üç saat kadar sonra Ngorongoro Krateri’ne yaklaşıyoruz. Asfalt birden sona eriyor ve yağmurdan iyice çamurlaşan yol başlıyor. Tırmanmaya başlıyoruz. Ngorongoro Krateri 1700 m’lik platonun ortasında birden 600 m daha yükseliyor (kraterin kenarlarının denizden yüksekliği 2300 m). Bu mesafe normalde yarım saatte geçiliyor ama Arusha’dan Serengeti’ye ve oradan da Kenya’ya giden tek yol Ngorongoro’nun içinden geçtiği için yolda çok yoğun bir kamyon trafiği var. Ngorongoro Krateri çok önemli olmasına karşın milli park değil, sadece koruma alanı. Dolayısıyla Tanzanya milli parklarında insan yerleşimi yasakken koruma alanlarında serbest. Ngorongoro koruma alanında Masai kabilesi uzun zamandır yaşıyor. Masailer’e buradaki otlakları kullanma hakkı çok önceden verilmiş ve bugün de kratere tırmanırken yolda Masailer kırmızı giysileri, uzun ve içine rahatlıkla el girebilen büyük kulak delikleri ve araba lastiğinden yapılma sandaletleriyle hemen göze çarpıyorlar. Dün geceden beri yağan yağmur, yolu birkaç yerde bataklığa çevirmiş ama dört çekerle gittiğimiz için sorunsuz atlatırız derken ilk çamur birikintisine girmemizle patinaja başlamamız bir oluyor. Ve şoförden beklenen açıklama: “Lastikler kabak!”

Yol yukarı tırmandıkça dikleşiyor, dikleştikçe kayganlaşıyor; kayarak yolu kapatan kamyonların etrafından dolanıyoruz ve yolu iki saatte zor çıkarak, sonunda koruma alanının girişine varıyoruz. Giriş kapısından sonra kraterin kenarından içine doğru inişe geçiyoruz. Yağmur bulutları iyice alçaldığı için, değil aşağıdaki manzarayı önümüzü bile zor görüyoruz. Sis azıcık kalktığındaysa ilk önce kırmızı giysileri içinde Masai çobanlarını ve onlara ait inek sürüsünü görüyoruz. Biraz daha yaklaşınca inek sürüsünün içinde sakin sakin otlayan zebra ve geyikler beni şaşırtıyor. Sonra fark ediliyor ki krater içinde aslandan tutun çitaya kadar onlarca çeşit yırtıcı hayvan bulunuyor ve Masailer de sürülerini onların arasında sakin sakin otlatıyor!

 

Krater toplam 260 km2’lik bir alanı kaplıyor. Kraterin içinde geniş kuru otlaklar, bataklık bir alan, yan yana sıralanmış göller ve yamaçlarda yağmur ormanı var. Bu küçük alanda 30.000 kadar hayvan yaşıyor. Kraterde rastlayabileceğiniz hayvan çeşitliliğiyse şaşırtıcı: leopar, çita, çakal, aslan, zebra, fil, yabandomuzu, impala, bufalo, antilop, gergedan, suaygırları ve yüzlerce çeşit kuş.

Kraterin tabanına indiğimizde sis tamamen kalkıyor. Burası kesinlikle ‘Nuh’un Gemisi’nin demirlediği yer: Sararmış otların üzerinde yüzlerce zebra, wildebeest (geyik-at-öküz görünümlü bir hayvan), impala bize hoş geldiniz diyorlar; az ilerideki ağaçların üzerindeki babunların itiş kakışları dalları çılgın bir ritimle hareket ettiriyor; 5 km ilerideki gölden büyük bir kuş sürüsü havalanıyor. Muhteşem bir görüntü.

 

Kraterdeki toprak yollarda aracımızla yavaş yavaş ilerliyoruz. Bizden önce gelmiş beş altı arabanın bir tepenin önünde kümelendiğini görüyor ve biz de yanlarına çekiyoruz. Sağımızda bir tepeciğin yanında bir çita yan yatmış hem etrafı kolaçan ediyor hem de üç yavrusunu birden emziriyor. Yavrular doyduktan sonra birbirleriyle oynamaya, boğuşmaya başlıyor ve sonra her biri teker teker tepecikten aşağıya yuvarlanıyorlar. Ardından yukarıya çıkma yarışı, birbirlerini kuyruklarından ısırarak aşağı çekmeleri derken annelerinin gözleri üzerilerinden ayrılmıyor. Birkaç kilometre ileride yol kenarına yatmış bacaklarını yalamakla meşgul altı üyeli genç bir aslan sürüsüyle karşılaşıyoruz. Yemeklerini yeni bitirmiş olmalılar ki keyifleri yerlerinde varlığımızı takmıyorlar bile. İçlerinden birisi aracın yanına gelip lastiklerini kokluyor, etrafında dolaşıyor, kalanlarsa mayışmış bir şekilde esniyorlar. Yanlarında uzun bir süre kalıyoruz. Şoför aracın üstünü açıyor, uzanıp bir sürü fotoğraf çekiyorum. Yırtıcı ve tehlikeli bir hayvanın bir kaç metre yanında olup aramızda bizi koruyacak hiçbir şey olmaması ilk başta beni biraz geriyor ama aslanlara bakınca gerilmenin anlamsız olduğunu anlıyorum; yemeklerini yemişler, keyifleri yerinde -ne diye saldırsınlar ki? İnsan mı onlar?!

 

Yeterince yatan, esneyen, uyuyan aslan resmi çekip bir hayli de hayranlıkla sürüyü seyrettikten sonra hareket ediyoruz. Gölün içindeki suaygırlarının sesleri bir hayli öteden duyuluyor. Sıcak havada suyun içinde hareketsiz duruyorlar. Sadece kulakları gözüküyor ve her birinin başında da bir kuş var. Arada erkek suaygırı ağzını sonuna kadar açıp çıkardığı bas seslerle etrafa varlığını belli ediyor. Bunu fırsat bilen kuşlar da aygırın dişleri arasındaki pisliklerden nasipleniyor. Böylece aygır hem bedava temizleniyor hem de kuşlar doymuş oluyor. Gölün içinde dört ayrı suaygırı sürüsü var ve hepsi kendi alanlarında tembellik ediyorlar.

 

Gölden geri dönerken yine aslan sürüsüne rastlıyoruz. Bunların yerlerinden kalkmaya niyeti yok galiba. Aslanlardan yarım kilometre ileride sayıları üç yüzleri bulan bir geyik sürüsünün içinden geçiyoruz. Onlar da aslanların keyifli olduğunun farkındalar. Nazik görünümlü geyiklerin yanında sert görünüşleri ve büyük gövdeleriyle bufalolar otluyor. Müthiş!

 

Kraterin ağaçlı kısmına geliyoruz. Yaklaştığımızı gören bir babun sürüsü telaşla uzaklaşıyor. Filleri bulmamızsa hiç zor olmuyor. Sadece yeni sökülmüş ağaçların olduğu bölgeyi bulmanız yeterli. Filler acıktıkları zaman 5 m’lik ağaçları hortumlarıyla kolayca devirip yapraklarını yiyorlar. Biraz da fil sürüsünün yanında vakit geçiriyoruz. Sürü uzaklaşmaya başladığı zamansa şoför arabayı hareketlendirmek için hamle ediyor. Olmuyor. Bir kez daha, hayır. Ngorongoro Krateri’nde tuvaletlerin olduğu korunaklı küçük bir bölge dışında araçtan inmek yasak. Nedeni de vahşi hayvanların saldırma olasılığı. Arabadan inmek yasak olduğu için inip bir şey de yapamıyoruz. Şoför “Bu yoldan korucular sık sık geçer, bekleyelim” diyor. Ama gelen giden olmayınca etrafı iyice kolaçan edip araçtan inip kaputu açıyor. “Bir şey yok ama biraz itmemiz lazım, her zaman olur. Bakın itince hemen çalışacak” diyor. “Yaa demin sen değil miydin araçtan inilmez diyen?” diyorum. “Yakında hayvan yok, bir şey olmaz” deyip gülüyor. Yakındaki otları ve ağaçları dikkatli bir şekilde tarayıp tehlikeli bir hayvan görmeyince inip itiyoruz. Kısa bir itmeden sonra aracımız çalışıyor. Artık Nuh’un Gemisi’nden ayrılma zamanı, hava az sonra kararacak. Dönmeye başlıyoruz; önümüzde uzun bir yol var. Bütün gün dolaşıp yine de gezmeye doyamadığımız Ngorongoro Krateri, hem coğrafi yapısı hem de hayvanlarıyla gezginleri şaşırtmaya hazır sizi bekliyor.

 

Başar Kurtbayram

http://www.simdigezelim.com/

www.gazella.com

gazella.com/tanzanya-buyuk-gocler-vahsi-yasam-turu

 

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s