HANLAR ŞEHRİ ERZURUM

Yorum bırakın
Türkiye

Tebriz Kapı’dan gelen Cumhuriyet Caddesi, şehrin ortasından dümdüz geçerek Büyük Postane’ye ulaşıyordu. Burası hareketli bir bulvar olduğu kadar Erzurum’un en merkezi çarşısıydı. Günün her saatinde kalabalıktı, dükkânlar geç saatlere kadar açıktı.

Erzurum tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de ticaret yollarının üstünde bulunuyor. Anadolu’nun batı ucunu Asya’nın içlerine bağlayan çevre yolu şehrin etrafını dolaşarak kuzeyde Trabzon limanına, doğuda İran’a, batıda Erzincan üstünden İstanbul’a güneyde Malatya üstünden İskenderun limanına bağlanıyor. Erzurum’un barış dönemlerinde ve ulaşım güvenliğinin sağlandığı zamanlarda canlı bir ticaret kenti olmasını sağlayan yollar, her dönemde şehrin can damarı olmuş.

Eski zamanların kervan yolu olan bu güzergâhlar günümüzde karayolu taşımacılığında tırlar, kamyonlar, otobüsler tarafından hâlâ kullanılıyor.

Bir zamanlar Erzurum’u dışarıdan gelecek saldırılara karşı koruyan kale duvarları artık yok. Dış dünyaya bağlayan otoyollarla çepeçevre kuşatılmış.

Transit yolların kavşağında bulunan Erzurum her ne kadar karayolu üstündeki ticari hareketlilikten gerektiği gibi istifade edemese bile gün geçtikçe artan bir “tarihi korumacılık” ve “üreticilik” bilinciyle donanıyor.

YOLLAR VE ÇARŞILAR

Anadolu’nun özgün üretime sahip olan ve yolların üstünde bulunan diğer şehirlerinde görülen geleneksel çarşılar Erzurum’da ya hiç kurulmamış ya da kurulanlar en ufak iz bırakmadan kaybolmuş. Bu güne ulaşan bedesten, arasta, kapalıçarşı gibi perakende alışveriş mekânları ve işkollarının toplu çalıştığı yerler bulunmuyor. Bu mekânların sadece fiziki varlıklarına değil, kitaplarda kalmış adlarına, anılardaki yerlerine, kültürdeki izlerine de rastlanmıyor.

Erzurum’da geleneksel çarşı mekânlarının olmaması birkaç nedene bağlanıyor. Bunlardan biri, savaşlar nedeniyle şehirdeki ticaretin köklü ve kalıcı hale gelememesi, diğeri ise transit ticaret nedeniyle daha çok toptan alışverişlere uygun hanların tercih edilmesi.

Gerçekten de Erzurum’da bugüne ulaşmış geleneksel çarşılar yok ancak hayli kötü durumda olsalar bile çok sayıda han mevcut. Şehrin belli bölgelerine toplanmış hanlar, esnaf ve tüccarlar tarafından hâlâ kullanılıyor.

SEYYAHLARIN VE KERVANLARIN UĞRAĞI

Şehrin tam ortasından geçen Cumhuriyet Caddesi’nin iki tarafında yüzlerce yıllık eski yapılar duruyor. Meşhur Çifteminare, Yakutiye gibi medreseler, Ulucami, kümbetler, Köse Ömer Ağa Mahallesi’ndeki hanlar ve asırlara dayanan taş yapılar günümüz Erzurum’unda modern beton binalarının arasında var olmaya çalışıyor.

Havuzlu kavşaktaki Büyük Postane’yi sağ yanıma alıp yürürken erken kararan havaya rağmen bulvar kalabalıktı. Aydınlık vitrinli dükkânların kapıları, gün boyu güneşli havaya aldanarak açık bırakılmıştı. Az önce inen akşamla birlikte ince bir ayaz çöktü.

Memleketin meşhur kadayıf dolmasını satan pastanelerin önünde kuyruk olmasa bile sıra bekleyenlerin sayısı az değildi. Giysi satan dükkânlar, meşhur markaların ilanlarıyla müşteri cezbetmeye çalışıyor, kapı önlerine çıkarılmış mankenlerin kışlık kostümleri dikkat çekiyordu.

Birdenbire vitrinler bitti, yüksek bir tahta perde boyunca yürümeye başladım. Burada bulunan Vakıflara ait eski yapılar birkaç yıl önce yıkılmış, yerine büyük bir alışveriş merkezinin inşaatı başlamıştı. Vakıfların AVM’si tamamlandığı zaman Erzurum’un merkezindeki çarşı yeni bir boyut kazanacaktı.

İklimin oldukça sert geçtiği şehirde cadde boyunca çok sayıda işhanı yapılmıştı. AVM inşaatını geçer geçmez sağdaki ilk sokağa sapınca karşıma çıkan dükkânlarda, meşhur çeçil peyniriyle birlikte en hasından bal ve tereyağı satılıyordu. Gecenin geç vakitlerine kadar açık kalan peynircilerde, şehirden transit geçen yolcular için vakumlu paketler hazırlanıyordu.

Bu sokağın hemen arkasında bulunan, en hasından Erzurum yemeklerinin, tatlılarının hazırlandığı, kent kültürünün yaşayan müzesi sayılan Hemşin Pastanesi’ne Erzurum’un anıt kişilerinden Nail Orhon’u bulmak ve çarşılar hakkında sohbet etmek için uğramıştım. Ne o ne de pastane yerindeydi. Nail bey birkaç yıl önce bu dünyadan ayrılmıştı. Pastanenin kapısına kilit vurulmuş, üstüne “kiralık dükkân” yazısı asılmıştı. Nail Orhon ile birlikte, UNESCO ‘nun Hoşgörü Ödülü’nü almış Hemşin Pastanesi de bu dünyadan geçip gitmişti.

Erzurum uzun yıllar boyunca canlı ekonomisini ve zenginliğini ticaret yolları üstünde olması sayesinde korumuş. Bunu anlayabilmek için o kadar eski zamanlara gitmeye gerek yok. Kervan sahibi tüccarların, seyyahların, dervişlerin izini sürmesek de olur. Ben yıllarca bu yolun yolcusuydum. Asya içlerine uzanan ipek yolundan defalarca gelip geçerken her seferinde Erzurum’da durakladım. İran, Pakistan, Hindistan üstünden Nepal’in dağlarına oradan Katmandu’ya giderken Erzurum’a, Hemşin Pastanesi’ne uğradım. İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Sibirya üstünden Moğolistan’a oradan Orhun Anıtları’na giderken yola çıktığımı bana hissettiren mekân her zaman Hemşin Pastanesi oldu. Dönüşte de memlekete geldiğimi fark ettiğim yer orasıydı.

Eski seyyahlar ile zengin tüccarlar, Rüstempaşa Kervansarayı’nda konaklardı, kuzeyden gelen hacı adayları ise Hicaz yolundaki Hacılar Hanı’nda mola verirdi. İpekyolu’nu izleyen bizim gibi zamane seyyahları ise Hemşin Pastanesi’nde derin bir soluk aldıktan sonra aylar sürecek yolculuğun ilk kontağını çevirirdi. Her seferinde sessizce bizi uğurlayan Nail Orhon, yerinden memnun bir çınar gibi görünürdü gözüme. Geçmişe dair her şeyi bilen ama geleceği de ayan beyan gören biri gibi…

Hemşin Pastanesi’ni arkada bıraktıktan sonra Bulvara çıkıp Çifteminarelere doğru yürümeye devam ederken iş hanlarına girip çıkmaya başladım. İklimi sert, kışları uzun bu şehirde geçmişten kalan kapalı bir çarşı bulunmadığı halde çok sayıda iş hanı kurulmuştu. Ancak bu hanları cadde üstündeki dükkânlarla karşılaştırınca pek de hareketli oldukları söylenemezdi.

ESKİ BİTPAZARI’NDA GEÇMİŞTEN KALAN EHRAMLAR

Eski Bitpazarı Sokağı ya da burada yaygın kullanılan adıyla Bat Pazarı, Taş Mağazalar’ın hemen üstünde uzanan bir çarşı caddesi. Sokağın üst tarafındaki İç Kale’nin duvarına istinat sağlaması için eski Belediye Başkanlarından Küçük Kazım zamanında yapıldığı anlatılıyor. Bat Pazarı, hemen altındaki Taş mağazalara nispetle geleneksel ticarete biraz daha yatkın görünüyor.

Erzurum’da yaşayan el sanatlarının başında hiç kuşku yok ki Oltu taşı işlemeciliği geliyor. Bunun dışındaki sanatların tümü ortadan kalkmış. Geriye kalan birkaç bakırcı ustası, dövme bakırdan eşya üretmeyi çoktan bırakmışlar, kalaycılık yapıyor ya da tornada çekilmiş hazır kap kacak satıyorlar. Eski Bit Pazarı Sokağı’ndaki birkaç küçük dükkânda ise hâlâ geleneksel Erzurum dokuması olan ehram bulunuyor.

Günümüzde bu geleneksel örtüyü kullanan kadınların sayısı iyice azalmış. Has yünden dokunan ve iyisi çarşıda hayli pahalı satılan culfa işi dokumalar genellikle açık kahverengi tonlarda oluyor; duruşları ve dökümleri oldukça yumuşak bir görünüme sahip.

Çarşıda satılan ehramlar daha çok büyük kentlerden gelenler tarafından modern giysilerde kullanılmak üzere, perde ve örtü yapmak için satın alınıyor.

TAŞ MAĞAZALAR

Erzurum’da geçmişten günümüze kalabilmiş tek çarşısı Taş Mağazalar; bir de Nazik Çarşı var ki her ikisi de geleneksel çarşı dokusunu yansıtmıyor.

Taş Mağazalar adından da anlaşılacağı gibi bir “mağaza” silsilesi. Yani dolap-dükkân tarzının dışında bir yapıya sahip. Bedesten, arasta ve kapalıçarşı tarzı mimariyle en ufak bir benzerliği bulunmuyor. Erzurum’un yaşayan en eski çarşısı Taş Mağazalar, geniş sayılabilecek bir sokak üstünde, vitrinli büyük dükkanlardan oluşuyor.

Bu caddenin cephe, vitrin düzenlemesi baştan planlansa, zemin döşemesi elden geçirilse, aydınlatması uygun hale getirilse, geniş kaldırımlarıyla hayli estetik, hatta mükemmel bir eski kent çarşısı görünümü kazanacak.

Taş Mağazalara giderken, Çifte Minareleri geçtikten hemen sonra başlayan yumuşak inişi takip ederek ilk dükkanlara ulaştım. Önlerinden geçtiğim vitrinlerde Anadolu’nun artık her kentinde görülen konfeksiyon markaları ile hazır giysiler sergileniyordu. Biraz ilerleyince kuyumcular başladı. Daha ilerde ise kuyumcu yoğunluğu artarak neredeyse bir bedesten kadar zengin altın parıltıları ortalığı sardı. Kıvrılarak inen yokuşun altında parıltılar kesildi, kuyumcular bitti. Buradan itibaren sağ tarafta eskiden tahtacıların olduğu sokaklar, sol tarafta ise bakırcıların sokağı başlıyordu.

Bakırcılardan yolu tutturup giderken ufak tefek tamirat yapan birkaç atölyenin önünden geçtim. Girdiğim sokakta daha çok yakın kasaba ve köylerden gelenlerin alışveriş ettikleri ve hemen her ihtiyacı hayli uygun fiyata karşılayabildikleri dükkânlar bulunuyordu. Baharatçılar ve attarların arasında küçük tarım aletleri satan atölyeler vardı.

OLTU TAŞININ MERKEZİ

Bakırcıların sonunda çıktığım geniş meydan, Erzurum’un ünlü Rüstem Paşa Kervansarayı’na bakıyordu. “Kervansaray” ya da “Taş Han” denilen yapı restore edildikten sonra zaman içinde Oltu taşı işleyen kuyumcuların çarşısı haline gelmiş.

Taş Han, mimarisi itibariyle oldukça kapalı, hatta neredeyse kale kadar korunaklı bir bina. Dışarıdan bakıldığında kesme taştan inşa edilmiş yüksek, sağlam, kunt, tek bir yapı halinde görünse bile, hangi kapıdan girildiğine bağlı olarak farklı mekanlar çıkıyor insanın karşısına. Hanın birbiriyle bağlantısı yokmuş gibi görünen iki katı, iki ayrı çarşı gibi çalışıyor.

Taş Mağazalar tarafından gelerek meydana bakan cümle kapısı ferah bir avluya açılıyor. Üstü açık avlunun ortasında küçük bir çeşme bulunuyor ve etrafındaki dükkânlarda Oltu taşından yapılmış türlü takı satılıyor.

Erzurum, Oltu taşı işçiliğiyle olduğu kadar çeşmeleri ve sularıyla da nam salmış bir şehir. Yamacına yaslandığı Palandöken Dağı’nın pınarlarından gelen tertemiz sular, bir zamanlar şehrin her yanındaki mahalle çeşmelerinden akarmış. O taş çeşmelerden pek azı yerinde duruyor. Taş Han avlusunun orta yerindeki çeşme de sonradan yapılmış.

Alt kat kapısından girince Taş Han’ın buradan ibaret olduğu düşünülebilir. Çünkü buradan bakınca yapının bir üst katı olduğuna ve bu katta bir başka çarşı daha bulunduğuna dair herhangi bir ipucu görünmüyor.

İç Kale tarafından gelip üstteki küçük kapıdan Han’a girince durum değişiyor. Burası dörtgen şeklindeki yapıyı çepeçevre dolaşan koridordan ibaret bir kapalı çarşı. Han’ın ikinci katı, dükkanların çokluğu itibariyle asıl çarşı durumunda. Tipik bir geleneksel çarşı gibi, iki yanına sıralanmış küçük dükkanlar bulunuyor. Her birinin geniş vitrinleri, aydınlık tezgâhları var. Gel gör ki vitrinlerdeki modeller genellikle birbirinin tekrarı, her dükkan neredeyse aynı çeşitleri sergiliyor ve satıyor.

Kömür esaslı Oltu taşından üretilen aksesuarlar arasında en çok rastlanan çeşit, boy boy dizilmiş siyah tespihler. Ayrıca kolye küpe, bilezik türünden takılar da üretilmiş ancak çok yaratıcı modellere, farklı tasarımlara ve yüksek ustalık gerektiren mücevher değerindeki işlere pek rastlanmıyor. Bazı vitrinlerde ender de olsa dikkat çekici takılar sergileniyor.

SAVAT İŞÇİLİĞİ

Taş Han çarşısında epeyce zaman geçirdim, altından üstünden gire çıka, gizli bir geçit gibi iki katı birbirine bağlayan merdivenleri buldum. O merdivenlerin ulaştığı sahanlıktaki dükkan, Han içinde ilgimi en fazla çeken yer oldu. Diğerlerinden ayrı duran, sadece konumu nedeniyle değil sergilediği seçkin eski parça koleksiyonuyla da dikkat çeken bir antikacıydı burası. İlk geldiğim gün fark etmiş, uzun uzadıya vitrinde sergilediği savat işlemeli kemerleri seyretmiştim.

Bir zamanlar Erzurum çarşılarının namlı kuyumcuları tarafından yapılan savat işçiliği artık bitmişti. Vitrindeki kemer koleksiyonuyla dikkat çeken dükkânın sahibi Sebahattin Beyit, içeri girdiğimde köşedeki tezgâhta çalışıyordu. Savatlı bir kemeri tamir etmek için şalomeyle gümüşü kızdırıyor, parçaları sökerken savatını yakmamaya çalışıyordu. Yıllardır topladığı bu kemerleri orijinal haline getirmek için emek harcıyordu.

Sahipleri tarafından tamire verilen savatlı kemerler usta eline düşmediği zaman lehimle tutturuluyor, bu nedenle orijinalliği bozuluyordu. Sebahattin usta, eski haline getirdiği kemerlerde savatları perçinle bağlıyordu. 1949’da Taş Mağazalarda işe başlayan babasının mesleğini sürdürüyordu, çocukluktan beri bu işin içindeydi.

Sebahattin Beyit, Erzurum çarşılarının geçmişini anlatırken şehirde kapalı çarşı tipi yapıların hiç olmadığını onun yerine hanlar bulunduğunu belirtiyor.

Bir dönem kavafların, bakırcıların yer aldığı zengin çarşılar son Rus işgali sırasında yıkılmıştı. Erzurum çarşılarında geçmişten pek az eser bulunmasının nedenlerinden biri, şehrin çok sayıda işgale ve savaşa maruz kalmasıydı. Diğer bir neden ise sınır bölgelerindeki eski kentlerde yaşayanların sahip olduğu ortak ruh haliydi. Sürekli değişen yaşam koşulları, tehditler ve yıkımlar nedeniyle eskiden beri bu dünyanın gailesine düşecek ortama bir türlü sahip olamamışlardı. Ne tam olarak yerleşebiliyorlar, ne mal mülk biriktirebiliyorlar ne de büyük bir yatırım gerektiren işe başlayabiliyorlardı.

Öte yandan Erzurum çarşıları tarih boyunca özellikle kuyumculuk alanında çok iyi ustalar yetiştirmişti. Saray kuyumcularına eş düzeydeki ustalar genellikle İstanbul’a gitmişti. Savat işçiliği Anadolu’daki üç çarşıda, Kars, Van ve Erzurum’daki ustaların marifetli elleriyle şekillenmişti. Bu sanat günümüzde Kars’ta tümüyle ortadan kalkmış, Erzurum’da sadece birkaç usta kalmış, Van’da ise gelişen turizmle birlikte yeniden savatlı takılar ve yaratıcı modeller üretilmeye başlamıştı.

Erzurum’da sipariş üstüne özel işler yapan Mesut Kazanasmaz, çarşının sayılı ustalarından biriydi, geleneksel savatın son birkaç temsilcisi arasındaydı. Mesut usta Kız Meslek Lisesi’nde aynı zamanda telkari öğretiyordu. Erzurum’da sadece Oltu taşı ve savat değil aynı zamanda çok ince telkari ustalığının da bulunduğunu söylüyordu.

Mesut Kazanasmaz, 1900’lerin başında kümbetlerin yanındaki eski çarşıda bu sanata başlayan atalarından el almıştı. Vakıflar Çarşısı’ndaki atölyesinde özel işler yaparak mesleği sürdürüyordu.

Erzurum’da kuyumculuğun ulaştığı mertebeleri sayarken, bir zamanlar Sultan Hamid’e Oltu taşından yapılmış takılar yollandığını anlattı. Kuyumculuk sanatının dorukları Erzurum’da yaşanmıştı. Bir dönem çarşıdaki dükkanlar sayesinde binlerce aile bu işten karnını doyurmuştu. Ancak son yıllarda piyasaya giren sentetik malzeme nedeniyle ürünlerin kalitesi düşmüş, ticaret olumsuz etkilenmişti. Rus Taşı denilen sıkma kehribar ve sentetik malzemeler nedeniyle doğal Oltu taşının üretimi azalmıştı. Bu olumsuz gelişmelerin sürmesi halinde geleneksel sanat kısa bir süre sonra ortadan kalkma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Mesut Kazanasmaz, Meslek Lisesi’ndeki öğrencilerinden oldukça umutlu görünüyor. İyi ustalar yetiştiğini, savat ve telkari sanatının desteklenmesi halinde Erzurum’da yeniden canlanacağını düşünüyor.

TAŞTAKİ KERVAN

Oltu taşı çarşısında hemen dikkati çeken bir başka dükkânda Fatih Birbaş çalışıyordu. Fatih usta, elindeki Oltu taşını yuvarlak ve bombeli bir parça halinde zımparalarken kucağındaki beze gri beyaz tozlar dökülüyordu. Oturduğu yerde sükûnet içinde işlediği Oltu taşının üstüne gümüş motif yerleştirecekti. Kırk beş yıldır bu işle uğraşan Fatih Birbaş, Taş Han Esnaf ve Sanatkarlar Derneği’nin başkanıydı. Sorularıma cevap verirken çalışmasını hiç aksatmıyordu.

Han’ın açık avlulu alt katında yirmi beş dükkân, kare bir koridor şeklinde çepeçevre yapıyı dolaşan üst katında ise elli altı dükkân bulunuyor. Sadece bir tane elektronik eşya satan esnaf var, geri kalanların tamamı Oltu taşı üstüne çalışıyor. Çarşıda hazır ürünler satılıyor, üretim yapan tek atölye Fatih ustanınki.

Oltu taşının takı malzemesi olarak kullanılması Rus işgali döneminde başlamış. “Bir zamanlar iç içe yaşadığımız Emeni ustalar arasında bu işin büyük ustaları vardı” diyor Fatih usta. Ruslar çekildikten sonra sanat Erzurum’da yerleşmiş ve bu güne kadar gelmiş.

Fatih Birbaş, köylerdeki açık ocaklarda herkesin istediği gibi Oltu taşı çıkarabildiğini, yasal bir denetim olmadığı gibi taşın kalitesini ve alım satımını denetleyen bir işleyişin de bulunmadığını söylüyor. Bölgedeki cevher arasında en kalitelisinin Norpet Köyü’ndeki ocaklardan elde edildiğini anlatırken iyi taşın nadir çıktığını anlatıyor.

Taş Han’ın onarılmasından sonra buraya yerleşen Oltu taşı esnafı zengin bir çarşı oluşturmuş, ancak çarşının çeşit zenginliği dükkân sayısıyla ve parlak vitrinlerin görünümüyle pek orantılı değil. Yeni modeller konusunda pek titiz davranılmıyor. Fatih Birbaş, yeni tasarladığı bir kolye ucu üstünde çalışırken bir taraftan sorularıma cevap veriyor bu arada dükkana gelen çarşı esnafıyla Han’ın kış öncesindeki ufak tefek problemlerini konuşuyor.

Geleneksel sanatlarla uğraşan, el işi üretim yapan her ustanın problemi Oltu taşı alanında da geçerli. Hepsi kalfaları olmadığından, çırak girmeye meraklı gençler bulunmadığından şikâyet ediyorlar. Fatih ustanın üç çocuğundan hiçbiri mesleğe merak sarmamış. Yine de ömrü yettiği sürece bu sanatı devam ettirmek niyetinde.

Son zamanlarda eski modellere rağbet artmış. Küçük bir çekmeceden çıkardığı kalıpları avucumun içine dizerek çalışmalarını gösterdi. Bu metal kalıplar gümüş ya da altın plakalar üstüne yerleştirilerek desen çiziliyor, sonra bu desenler kıl testereyle kesilerek ince nakışlar yaratılıyordu. Kalıba göre hazırlanan Oltu taşının üstüne yerleştirilen motifler ile çeşitli takılar üretiliyordu.

Fatih Birbaş, elimdeki kalıplar için “sanatın hazinesi burada ancak benden sonra kim devralacak bilmiyorum,” diyor. “başladığım bir işi tamamlayınca boşluğa düşerim, sersemlerim, yapacak hiç iş bulamazsam, motif çizer kalıp keserim ancak bunların değerini anlayanların sayısı gittikçe azalıyor,” diye sitem ediyor. Çarşıda fabrikasyon ürünler giderek artmış ve üretim kalitesi sıradan hale gelmiş.

Taş Han’daki Oltu Taşı Çarşısı’na daha çok yazın şehri gezmeye gelenler, kışın ise Palandöken’de kayak yapanlar rağbet ediyor. Yabancı turistler bu taşla yapılan takılara ve aksesuarlara pek ilgi göstermiyorlar.

Fatih usta, iri bir yuvarlak taşa mıhlamak üzere hazırladığı gümüş motifi tamamladı. Elindeyken pek bir şeye benzemiyordu ama zifiri siyah taşın üstüne usulünce yerleştirince, gecenin karanlığında yol alan bir deve kervanı çıktı ortaya. Baş taraftaki iri hilalden yansıyan ışık kervanın üstüne düşüyordu.

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI

Erzurum’a kervanların çalıştığı zamanlarda, yüklü develeri ve hırçın devecileriyle tüccarların gelip gittiği devirlerde Rüstem Paşa Kervansarayı uğrak yeriymiş.

Anadolu’daki hemen bütün hanların, kervansarayların, bedesten ve arastaların kitabeleri ya kayıp ya kırık olduğu için bu kervansaray da genel kuralın dışında kalmamış. Büyük oranda tahrip edilmiş kitabesinde belirgin olarak “Rüstem Paşa ve 1500 – 1561” yazısı okunuyor. Buradan çıkarak Taş Han’ın Kanuni Sultan Süleyman’ın Veziri Rüstem Paşa zamanında 1544 – 1560 tarihleri arasındaki yapıldığı sanılıyor. Aslında bu yapı şehrin içindeki konumuyla kervansaray değil tipik bir han ve oldukça ilginç bir mimariye sahip.

Taş Han, iç kale eteklerindeki eğimli araziye kurulmuş. Alt kattaki dükkânlar orijinal yapının revakları da dâhil edilerek genişletildiği için yapı aslından oldukça uzaklaşmış.

Bir dönem Erzurum’un elektriğini sağlayan jeneratör Taş Han’ın avlusunda çalışırmış. İlk olarak 1965 yılında yapılan onarımdan sonra Han’da çeşitli dükkânlar açılmış. Terziler ve sandalyeciler bir arada çalışırmış ancak bir süre sonra işler iyi gitmeyince dükkânlar boşaltılmış, Han terk edilmiş, bazı bölümler depo olarak kullanılmış.

Rüstem Paşa Kervansarayı 1982’den sonra Oltu taşı esnafının ilgisini çekmiş. 2007’de Vakıfların yaptığı onarımdan sonra yapı tümüyle Oltu taşı çarşısı haline gelmiş.

TAKIMCILAR

Oltu Taşı işleyen ustalar aslında “takımcı” diye anılıyor, ancak günümüzde bu terim pek kullanılmıyor. Araştırmacı ve yazar Sebahattin Bulut’un belirttiğine göre “50 yıl öncesinin Erzurum’unda kuyumculuk ve takımcılık ayrı ayrı sanat dallarıydı. Kuyumcular sadece altın ve gümüşten mamul takımlar yapar, takımcılar ise Oltu taşı, yasemin, zeytin ve benzeri maddelerden tepih, ağızlık imal ederlerdi. Tespih, ağızlık, tabaka gibi araçlar bir erkeğin “takımı” olacak ki bunlara yapana da takımcı derlerdi. İyi bir ağızlık sahibi olmak isteyen evvela takımcıya ağızlığı ısmarlar, sonra kuyumcuya biten işi götürerek sigarının takılacağı yere ‘közlük’ denilen altın çerçeveyi taktırır, gerekirse üstüne marka işletirdi. Bir bakıma takımcılar kuyumcuların yardımcı kollarıydı. Ve bunlar şehirde üç beş dükkândan ibaretti. Oltu taşının gerdanlık, kolye, küpe, iğne gibi kadın takılarında revaç bulmasıyla kuyumcu esnafı Oltu taşını kendisi işlemeye başladı. Oltu taşında hüner kazanan kuyumcu ağızlık ve tesbih işine de el atınca takımcının ekmek teknesi boş kalıverdi.”

Bugün Erzurum çarşılarında takımcıların adı bile geçmiyor, kuyumcuların tamamı aynı zamanda Oltu taşı işliyor, atölyeler hem taşını hem altın ve gümüş eklentilerini yapıyor.

Çarşı içinde sadece takımcılar değil Sebahattin Bulut’un uzun uzun anlattığı diğer iş kollarından “dabaklar”, “sabuncular”, “nalbantlar”, “hasırcılar”, topraktan çanak çömlek yapan “purutçular”, “çarıkçılar”, topaç, merdane, oklava, çocuk yürüteci yapan “çıyrıkçılar”, “bıçakçılar”, “çakmakçılar”, “tandırcılar”, “kazazlar”, bir tür çoban kepeneği üreten “kevelciler”, “keçeciler”, kıl dokuyan “mutafçılar”, yün ehram dokuyan “culfalar”, kağnı tekeri yapan ve çay takımları için kutu hazırlayan “marancılar”, “abacılar” ve “kavaflar” artık kalmamış.

Üretim ilişkilerinin değiştiği, el aletlerin yerini makinelerin aldığı, üretim kapasitesinin akıl almaz boyutlarda büyüdüğü, günlük ihtiyaçların farklılaştığı günümüzde bu sanatların erbabı tarafından üretilmiş malzemeler artık meraklısının anlayacağı birer kültür nesnesi durumunda. Zamanımızda aynı işleri gören eşyalar yine bulunuyor ancak hepsi seri üretimin sıradan nesneleri olmuş. Çarşılarda küçük esnaf hâlâ mevcut ancak sattıkları malları, adını sanını bildikleri, işini tanıdıkları ustalardan değil daha çok kapalı kasa kamyonetle kapısına dayanan toptancı depolarından alıyorlar.

HAPAN HANI VE HANLAR ŞEHRİ ERZURUM

Yüzyıl başına kadar Anadolu’da toptan malların satıldığı yerlere “Kapan Hanı” denirmiş. Erzurum’da da “Hapan Hanı” deniyor. Şehirdeki Kuru Hapan’da hâlâ toptan kuru gıda satılıyor.

Kongre Caddesi üstünde Nazik Çarşı’daki Kuru Hapan’da çalışan İsmail Yeşilyurt aynı zamanda Köse Ömer Ağa Mahallesi’nin Muhtarı. Burası Erzurum’un Hanlar Mahallesi sayılır. Tarihi Nazik Çarşı ile birlikte çok sayıda tarihi yapı ve artık suları akmasa da lüleleri yerinde duran taş çeşmeler Ömer Ağa Mahallesi’nde bulunuyor. Mahalle Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında önemli bir ticari merkezmiş.

Eski hanlardan bir kısmı ortadan kalkmış, yerine yeni beton binalar dikilmiş, birkaç tanesi hâlâ yerinde duruyor. Ömer Ağa Mahallesi’ndeki Kamburoğlu Hanı, anıtsal taç kapısıyla hâlâ zarif ve çekici bir yapı görünümünde.

Bir zamanlar büyük kervanların, zengin tüccarların gelip konakladığı Han, 18. yüzyılda yapılmış. Ön cephesi kesme taştan örülmüş, ana kapısı ise gerçekten taş işçiliğinin başyapıtları arasında sayılacak kadar ince işçilikle bezenmiş. Yapı 1960’larda büyük bir yangın geçirmiş ancak hâlâ iyi durumda. İnce uzun avlusunun çevresindeki irili ufaklı dükkânların bir kısmı depo olarak kullanılıyor, diğerlerinde marangoz atölyeleri açılmış.

Folklor araştırmacısı Muhsin Koç, Hanların şehir ticaretindeki önemine değinirken Erzurum’da büyük merkezi çarşıların kurulmadığını, tüccarın daha çok hanlarda mal depolayarak ticaret yaptığını anlatıyor.

Şehrin surlarla çevrili olduğu dönemde çarşılar kapıların çevresinde açılmış. Günümüzde de bu çarşıların izlerine hala rastlandığını anlatan Koç, şehirde kapalıçarşılar yerine açık alan çarşılarının tercih edildiğini söylüyor.

Aslına bakılırsa Erzurum geleneksel çarşılar, bedestenler, arastalar açısından pek fazla örnek barındırmadığı gibi anıtsal çarşı yapılarına da sahip değil ancak hanlar bakımından çok zengin tarihi kentlerden biri.

Hacılar Hanı, Taş Mağazaların hemen altındaki Habip Baba Türbesi’nin karşısında bulunuyor. Kemerli büyük girişi ve taş örme dış cephesiyle oldukça güzel görünüyor. Ancak binaya yapılan eklentiler ve çıkmalar hiç de uyumlu değil. Avlunun ortasında güzel bir havuz bulunuyor ancak esnafın da müşterilerin de bu yapının farkında olduklarını söylemek güç. Han’daki odalardan bazıları depo olmuş, bazılarında ise kuru gıda ve hazır giysi satılıyor.

Cennetzade Hanı 18.yüzyıla tarihleniyor. Han’ın ön cephesinde plastik eşyalar satan dükkânlar bulunuyor, içerdeki odalar ise ya boş duruyor ya da depo olarak kullanılıyor. Cennetzade Hanı, tıpkı Kamburoğlu Hanı’nda ve Erzurum’un diğer tipik hanlarında görüldüğü gibi “kırlangıç tavan” denilen son derece estetik ve işlevsel bir teknikle örtülmüş. Birbiri üstüne çaprazlamasına binen ahşap hatıllarla bir tür kule gibi yükselen kırlangıç çatılar Erzurum Hanlarının karakteristik özelliği sayılabilir.

Gümrük Hanı, Erzurum’un doğusundan, Tebriz üstünden gelen kervanların şehre girmeden önce ilk uğradıkları yer olarak biliniyor. Tüccarların gümrük işlemlerini yaptıkları Han, mimari yapısı bakımından Rüstempaşa Kervansarayı’ndan sonra Erzurum’un en büyük ticari yapıları arasında sayılıyor.

Gümrük Hanı’nın kapalı mekânları ahşap hatıllarla uzun bir salon şeklinde görünüyor. Hatılların köşelere yakın yerlerinde yük hayvanlarının boşaltılması için makaralı sistem kurulmuş. Han onarıldığı halde etkin biçimde kullanılamıyor

Komisli Han’ın 19.yy’da yapıldığı tahmin ediliyor. 1960 yılında geçirdiği yangından sonra harap hale gelmiş. Çevredeki yapıların arasına kaybolmuş görünen Komisli Han, yan yana sıralanmış üç kırlangıç kubbeyle dikkat çekiyor. Muhteşem görünen ahşap kiriş ve hatıllarla yapılan kırlangıç kubbeleri yerinde duruyor ancak yuvarlak ahşap kirişlerin taşıdığı toprak dam yer yer çökmüş.

Erzurum’da bedesten ya da kapalıçarşı adıyla günümüze gelmiş bir yapı olmamasına rağmen bugün askeriye tarafından kullanılan çok benzer bir bina bulunuyor. 1854 yılından sonra inşa edilen ve şehrin tahkimiyle görevli Fosfor Mustafa Paşa tarafından diğer askeri binalarla birlikte inşa ettirilen Taş Ambarlar toplam yirmi iki odasıyla halen ayakta duruyor. Taş Ambarların elden geçirilerek çarşı olarak düzenlenmesi için çalışmalar devam ediyor.

Erzurum şehri, türküdeki çarşı pazarlarıyla olmasa bile, birbiri ardına açılan alışveriş merkezleriyle yeni bir hayatı karşılıyor. Bu arada bir dönemin ticari ve sosyal hayatını simgeleyen hanlar kurtarılmayı ve şehrin hafızasına kazandırılmayı bekliyor.

 

ERZURUM NOTLARI

TARİHTE ERZURUM

Tarihin çok eski zamanlarından beri yerleşimlere sahne olan Erzurum, kervan yolları üstünde önemli bir ticaret merkezi olmuş. Ancak Anadolu’ya açılan coğrafi sınırda bulunduğu için sürekli akınlara ve işgallere uğramış. Ticari hayatta ve üretimde bu nedenle istikrarlı bir gelişim süreci yaratılamamış.

Bugünkü şehir MS 5.yüzyılda kurulmuş. Türklerin Anadolu’ya girişinden sonra 12.yüzyıl sonlarına doğru Selçuklular döneminde Saltukoğlu Beyliği’nin merkezi olarak yeniden yapılanmış.

Bakımlı yollar ve yeni inşa edilen kervansaraylarla güvenli, rahat seyahat imkanı yaratıldığı dönemlerde iktisadi açıdan gelişmiş.

1242 yılındaki Moğol istilası şehri yerle bir etmiş. Daha sonra başlayan İlhanlı beyliğinin egemenliğinde (1256-1336) kalan şehirde günümüze ulaşmayan medrese çarşı, cami ve hanlar yapılmış.

O dönemde şahrah-ı garbi denilen doğu ile batıyı birbirine bağlayan hareketli bir ticaret yolu doğmuş.

Osmanlı’nın bölgeyi ele geçirmesinden sonra bir kez daha büyük bir imar hareketi başlamış, çarşı pazarlarıyla birlikte şehir bütünüyle yenilenmiş.

Güçlü bir ahi teşkilatı sayesinde çarşılarda üretilen malların kalitesi ve miktarı artmış. Şehirdeki ahi teşkilatının temelini debbağlar oluşturmuş. Pamuklu, yünlü, ipekli dokumalar, halılar, kervanların gittiği yerlerde önemli bir ticaret ürünü olarak rağbet görmüş.

  1. yüzyılda başlayan Rus tehdidi karşısında dış surlar sökülerek çevredeki müstahkem mevkilere tabyalar kurulmuş. Ancak Rus işgali Kentin bir kez daha yıkılmasıyla sonuçlanmış.

Cumhuriyetle birlikte Erzurum’da yeni imar hareketleri başlamış. Çarşılar yeniden düzenlenmiş, zanaatkarların çalışma koşulları iyileşmiş.

Geçmiş dönemin ticari yapılarından geriye pek azı kalmış.

BİR MESLEK

Erzurum’un kültür araştırmacısı ve yakın tarihlerin tanığı yazar Sebahattin Bulut, Ehram dokuyan ustalara Culfa adı verildiğini söyleyerek Belediye binası ile Vakıf İşhanı arasındaki sokakta elli yıl önce çok sayıda culfa tezgâhının çalıştığını anlatıyor.

El tezgâhlarında çalışan culfa ustaları saf koyun yününden yapılan ehramları beyaz, boz ve kırmızı yünden imal ederlermiş. Beyazlar kendinden desenli dokunurmuş. Diğer dokumalara desen işlemek için renkli iplik kullanılırmış.

Ehramlardaki motiflerin kordon, kişmişdalı, pirinç deni, reyhan dalı, ceviz kanadı, hanım eli gibi adları olurmuş.

Ehram dokutacak kadınlar kendi yün iplerini culfa’ya götürüp istedikleri deseni seçerlermiş.

Culfa’ya gelen iplik teslim alınırken geleneksel olarak yumurtayla tartılırmış. 4 yumurtanın ağırlığına bir tuğt denir, dört tuğttan bir ehram çıkarmış. Yaklaşık bir kilo tutan ehramlar dokunduktan sonra sahibine teslim edilirken yine yumurta ile tartılarak ağırlığı kontrol edilirmiş.

SEYYAHLARDAN

Kazvinli Emir Şemseddin Ömer – 1236

Hadiselerin tesiri ile kadîm vatanımı terk edip ticarete basladım. Erzenu’r- Rum’a gelince türlü nimetlerle dolu ve süslü bir şehir olduğunu gördüm ve cennete benzeyen bu şehirde oturmaya karar verdim. Burada

bir ev satın alıp bir müddet bu hoş şehri kendime vatan yaptım ve muradıma uygun günler geçirdim. Mal, kumaş ve birçok servetlere kavuştum. Nihayet Türkistan seferine çıkıp çok mücevherat ve çeşitli inciler elde ettim.

Evliya Çelebi

800 kadar dükkanı, dört kapılı kargir kubbeli, mamur bir bedesteni vardır. Saraçhanesi, kazzazları, kuyumcuları, terzileri mevcuttur.”

Tavernier

Erzurum Türkiye’nin en büyük kavsak noktalarından biri oldugu için, tıpkı Tokat gibi, bu kentte de birçok kervansaray var…

Buradan altın, gümüs ve her tür malı çıkarabilmek için büyük bir gümrük vergisi ödemek gerekiyor…

Erzurum gümrük emini olağan tarifenin üstünde gümrük resmi almak isteyecek olursa (buradan geçen kervanlar bu durumu yasamıslardır), tüccarlar bu yolu izlemek yerine Tokat’tan Diyarbakır’a, Diyarbakır’dan Van’a, Van’ dan Tebriz’e gidiyor ve böylece adaletsizliğinden ötürü gümrükçüyü cezalandırıyorlar. Ne var ki, bu durum işine gelmediği için gümrükçü onları geri getirmek amacıyla Revan hanının avucuna büyük bir miktarda para sayar ve bu olay onun ilerde tüccarlara katı davranmayacağını gösteren bir teminat oluşturur.

Puşkin – 1829

Kentin sokakları dar ve eğri. Yapılar oldukça yüksek, yollar kalabalık. Dükkanlar kapalı. Kentte iki saat dolaştıktan sonra Ordugaha döndüm. Esir düşen askerlerle üç paşa orada bulunuyordu. Paşalardan biri çok hareketli, zayıf bir ihtiyar; Bizim generalle heyecanlı heyecanlı konuşuyordu. Beni fraklı görünce kim olduğumu sordu. Beni şair diye tanıttılar. Paşa ellerini göğsüne koyarak beni selamladı. Tercüman aracılığı ile şunları söyledi: Bir şairle karşılaşmakta hayır var. Şair dervişin kardeşidir, onun ne vatanı var ne dünya nimetlerinde gözü. Oysa ki bizler şan ve şöhreti, iktidarı, hazineleri düşünürken, o yeryüzünün hakimiyetiyle bir sırada durur, önünde eğilirler.

 

 

KAYNAKÇA

 

– Amet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergah Yay. 2008

– Sabahattin Bulut, Damla Damla Erzurum, Halk oyunları-Halk Türkileri Derneği yay.

– Sebahattin Bulut, Erzurum’da İz Bırakanlar, Erzurum Halk Oyunları Derneği Yay. 1995

– Sebahattin Bulut, Erzurum Türküleri, Erzurum 2001

– Öztürk Akkök, Erzurum Orda Bir Şehir Var Yaylada, 1998

– Sayıl Narmanlıoğlu, Kar’a İz Bırakanlar, Aralık 2003

– Taner Özdemir, Kaybolan Şehir Erzurum, Fenomen, 2006

– Yunus Özger, Tanzimat öncesi Erzurum Şehrinin Demografik Yapısı, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 29, 2006

– Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Erzurum’da İktisadi ve İçtimai Müşahadeler, İFM VI/4 İstanbul, 1994

– Erol Kürkçüoğlu, Ortaçağ’da Erzurum V-XV.yüzyıllar, Güneş Vakfı yay. 2007

– Erol Kürkçüoğlu, 1. Ai Evran-ı Veli ve Ahilik Araştırmaları Semp. Ortaçağ’da Erzurum’da Ahilik Teşkilatı, Gazi Üniversitesi yay. 2004

– Hüseyin Yurttaş, Ağaların Hayratı, Güneş Vakfı yay. Erzurum 2008

– Hüseyin Yurttaş, Haldun Özkan, Zerrin Köşklü, Şerif Tali, Demet Okuyucu, Gül Geyik, Muhammet Kındığlı, Yolların Suların ve Sanatın Buluştuğu Şehir Erzurum, 2008

– Erzurum Turizm Rehberi Haz: Ela Karasu, Dünya Gazetesi,

– Doç. Dr. M. Hanefi PALABIYIK, Türk İslam Düşünce Tarihinde Erzurum Sempozyumu

Klasik İslam Coğrafyacılarına Göre ‘Erzurum’

– Puşkin, Erzurum Yolculuğu, Çev: Z. Baştımar, Yenigün Yayınları

 

*Kıvılcım Ajans Tarafından Hazırlanan Halk Bankası Yayınları arasında 2011 yılında yayınlanan “ÇARŞILARLA ANADOLU Hanlar-Bedestenler Kapalıçarşılar” kitabından.

Özcan Yurdalan

Fotoğraflar: Tolga Sezgin

Gazella Turizm

Gazella Turizm Fotoğraf Turları

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s