Sınırsız Olasılıklar Diyarı: Amsterdam

Yorum bırakın
Avrupa

Tarih boyunca neredeyse bütün kentler nehir kenarlarına kurulmuş. Amsterdam ise nehrin içine kurulmuş diyebiliriz; içine, üstüne, kenarına, her yere! 12. Yüzyılda Amstel nehrinin kıyısında bir balıkçı kasabası iken geçen yüzyıllar boyunca nehrin yan kolları ıslah edilmiş, kanallar açılmış, suyolları birleştirilmiş, toprak kazanılmış. Su ile iç içe dünyalar güzeli bir kent yaratılmış. Amsterdam için Venedik’ten daha fazla kanala, Paris’ten daha fazla köprüye sahip olduğu söylenir. Toplam uzunluğu 100 kilometreyi aşan yüzü aşkın kanal ve 1200 köprü bu saptamayı doğruluyor. Kentin kalbi olan Dam Meydanı çevresinde bir örümcek ağı gibi iç içe geçmiş daireler halinde sıralanmış kanallar kentin planını da oluşturuyor. Kanal kenarlarındaki evler kadar kanallarda su üzerindeki yüzer evler de kentin dokusunu tamamlıyor.

Hollanda’nın en büyük kenti ve işlevsel başkenti Amsterdam, aynı zamanda dünyanın önemli kültürel, ticari ve turistik merkezlerinden birisi. Bu arada hükümeti ve büyükelçilikleri barındıran idari başkent sanıldığı gibi Amsterdam değil, Lahey. Merkezde 800 bin nüfusa sahip Amsterdam, yılda 4,5 milyon ziyaretçi toplamayı başarıyor. Hem Avrupa için kolay ulaşım özellikleri, hem yıl boyu sunduğu çok çeşitli kültürel etkinlikler, hem bir alışveriş cenneti olması, hem de vaat ettiği sınırsız eğlence ve özgürlükler Amsterdam’ı bu kadar gözde bir merkez haline getiriyor.

Amsterdam gezimiz sırasında Hollanda Kraliçesi’nin doğum günü kutlanmaktaydı. 30 Nisan günü resmi tatil, Kraliçe’nin günü, yani Koninginnedag olarak kutlanıyor. Gün, Amsterdam´da, Rotterdam, Lahey ve Utrecht gibi büyük şehirlerde coşkuyla kutlanıyor. Ülkenin yıl içindeki en büyük şenlikleri düzenleniyor, her yer Kraliçe’nin rengi olan turuncu renkli bayraklar ve süslemelerle bezeniyor. Göz kamaştıran bu kutlamalarda sokaklar insanlarla dolup taşarken yüzlerce meydanda düzenlenen konserlerde eğlence doruğa çıkıyor.

Amsterdam, bir gezgin için çok keyifli ve rahat bir kent. Her şeyden önce görülecek hemen her şey merkezden yürüyüş mesafesinde yer alıyor. Yürürken otomobillerden çok bisikletlilere dikkat etmek gerek, sessiz ve hızlıca geçiyorlar. Yaya kaldırımı ile otomobil yolu arasında bisiklet yolu olmasına alışık değiliz, oysa bu kentte nüfustan daha çok, yaklaşık bir milyon bisiklet var. Bisikletli olmak ulaşım için pratik bir çözümün ötesinde, insanlar için yaşam felsefesinin bir parçası. Yaşlı, genç, çocuklu, herkes bisiklet kullanıyor. Bisiklet taksiler bile var, üç tekerlekli, bir sürücünün arkasındaki koltuğa oturup istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bisiklet kullanmak hem ekonomik, temiz, sağlıklı, gürültüsüz, hem de böylece kentte trafik yoğunluğu önlenmiş oluyor.

Kanal kenarına sıralanmış tarihi binaların önünde yürüyoruz. Sevimli çatıları, sanat eseri pencereleri, daracık cepheleri ile yan yana sıralanmış binalar, yüzlerce yıldır aynı kalmış demir köprüler ve taş döşeli sokaklarda kenti keşfetmek, sırlarını çözmek çok keyifli. Biraz yorulunca bu keyifli keşif işine kanal tekneleriyle devam etmek akıllıca bir hareket oluyor. Tekneyle birlikte kendimizi suyun akışına bırakırken bu sokaklarda bir zamanlar Rembrandt’ın, Van Gogh’un ayak seslerinin yankılandığını duyar gibi oluyoruz. Kentin birçok noktasında binilip inilebilen kanal turu 90 dakika kadar sürüyor ve keşfetmek için çok pratik bir yol.

Bu dar cepheli biblo, ya da pasta gibi binaların içindeki merdivenleri de dar. Öyle ki insanlar taşınırken eşyalarını bu merdivenlerden geçiremiyorlar. O zaman, pratik bir çözüm üretmişler, her binanın ön cephesinde çatıya yakın kocaman bir çengel var. Eşyalar bu çengellere asılan halatlarla dışarıdan çekilip pencerelerden eve sokuluyor. Evlerden birçoğunun öne doğru yatık olduğunu fark etmiş, zeminin sağlam olmamasından binanın zamanla bir parça yattığını düşünmüştük. Oysa eşyalar yukarı çekilirken duvarlara çarpması veya sürtünmesini engellemek amacıyla eğimli inşa ediliyormuş!

Amsterdam için “beklediğimizden çok daha renkli” tanımı uygun düşüyor. Müzeler, insanı günlerce oyalayabilir. Hemen hepsi “Museum Quarter” denilen bölgede yer alıyor. Van Gogh Müzesi, Anne Frank Evi, Rijksmuseum, Rembrandt Evi Müzesi, Amsterdam Tarih Müzesi, Stedelijk Müzesi bunların başlıcaları. İlgilenenler için Fotoğraf Müzesi, Erotik Müzeler, Madame Tussaud Müzesi, Heineken Müzesi gibi çeşitli alternatifler de var.

Amsterdam’da hediyelik eşya alışverişi için kanal kenarında kurulan bitpazarı, Singel Caddesindeki çiçek pazarı ya da sokak tezgahlarını mutlaka görmek gerekiyor. Her şeyi bulabileceğiniz alışveriş merkezlerinden en güzeli Kalvertoren alışveriş merkezi. Dam Meydanı’ndaki Royal Palace ya da Merkez Tren istasyonu gibi, en önemli mimari eserlerden biri olan bu bina tam kentin merkezinde. Ayrıca Negen Straatjes (Dokuz Küçük Sokak), Herengracht, Keizergracht ve Prinsengracht’ı birbirine bağlayan küçük bir caddeler topluluğu. Bu bölgede dünya çapında ürünlerin bulunabildiği ilginç mağazalar, antikacılar, tasarım giyim ve takı mağazaları yer alıyor.

Yeme içme, Amsterdam’ın en keyifli yönlerinden birisi. Kentte yüzden fazla ulustan insanın topluluklar halinde yaşadığı düşünülünce, restoran ve kafelerin bu çeşitlilikten nasibini fazlasıyla aldığını söyleyebiliriz. Kısacası, ne yemek isterseniz onu bulabileceğiniz binlerce restoran, kentin cazip yönlerinden birini oluşturuyor. Barlarda ise küçük noktalara dikkat etmekte fayda var. Herkesin rahatlıkla gidebileceği mekanlar dışında, gökkuşağı renkli bayrak asılı barlar özellikle gay’ların tercih ettiği yerler. Kapısında, camında bir elin parmakları gibi açılmış marijuana yaprağı sembolü bulunan barlar ise ılımlı uyuşturucuların kontrollü olarak serbest olduğu mekanlar. Yanlış anlaşılma olmasın, buralara giderseniz yine kimse sizi rahatsız etmez. Belki, bir marijuana barında oturup sadece bir bira içseniz de, ortamdaki dumandan çakırkeyif olabilirsiniz!

Dam Meydanı’nın hemen yakınında Oude Kerk Kilisesi’nin güneybatısındaki bölgede kanal kıyısı sokakları Amsterdam’ın ünlü Kırmızı Fener Mahallesi. “Red Light District” diye bilinen bu sokaklar Amsterdam’daki hoşgörü ortamının belki de en uç noktasını oluşturuyor. Burada kadınlar dünyanın en eski mesleğini sokaklarda değil, kırmızı ışıklı pencerelerin arkasında sürdürüyorlar. Bölge, doğal olarak turistlerle dolu ve tamamen güvenli. Üstelik kentteki en güzel kanallar ile eski ve dar demir köprüler de burada yer alıyor. Amsterdam sakinlerinin konuya bakışı anlayışlı ve faydacı olarak özetlenebilir; düzenli kontrol, konunun suç niteliğine dönüşmeden gelir kaynağı haline gelmesini sağlamış gibi görünüyor. Yine de, dünyanın en gözde eğlence mekanlarından birisi olarak tanımlanan Kırmızı Fener Sokağı’nda pencerelerdeki davetkar kadınların yüzlerinde mutlu bir ifade göremeyeceğinizi belirtmek gerekiyor.

Bu dünyalar güzeli kent için bir dizi çağrışım aklımızdan geçiyor. Amsterdam. Su yeşili, suna yeşili, salkım söğüt yeşili, yuva evler, dantel perde, bisiklet. Marijuana yeşili, para yeşili, petrol yeşili mi? Var elbet. Güzellik, nereye bakmak istediğinize göre beliriyor.

Yazı ve Fotoğraflar: Gökhan Korkmazgil

Amsterdam Destinasyonlu Gazella Turizm turları için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s