KARS

Yorum bırakın
Türkiye

O sabah yürümeye erken başlamıştım. Serin ve berrak bir ırmağa dalmış gibi insanın tüm bedenini kuşatan Kars’ın havasını hissediyordum. İçime çektiğim sanki ağır kuyruklarını zor taşıyan ejderhaları andıran birkaç parça bulutla birlikte bütün gökyüzüydü. Gökyüzü maviydi, mevsim geç sonbahardı, kaleye doğru yürüyordum.

Kars’a geldiğim günden beri bu erken sabah yürüyüşlerini adet edinmiştim. Şehir erken uyanmıyordu. Geçtiğim mahallede her sabah birkaç telaşlı genç, koşaradım Taş Köprü’ye doğru yürüyor, okul çağına yeni girmiş çocuklar analarının ellerine tutuşturduğu gazete parçalarıyla fırına, sıcak ekmek almaya gidiyorlardı. Vakur edalarına, kararlı adımlarına ve hep bir ağızdan çıkardıkları seslere bakılırsa ne yaptığını gayet iyi bilen bir kaz sürüsü ana caddeyi geçer geçmez çaya doğru iniyordu. Hava inanılmaz tazelikteydi, ciğerlerime temas eden her zerreyi hissediyordum.

Az sonra güneş yükseldi, çıplak kavak dallarındaki çiğ damlaları aydınlanıverdi. Binlerce ışıklı noktacık tam karşımda billur bir duvar gibi yükseliyordu. Boşuna değil beni her sabah erkenden tenha Kars sokaklarında bir başka âleme doğru götüren yürüyüşlere çıkmam. Her mevsimde Kars erken sabahlarda güzeldir, hele kar altında olduğu zamanlar.

Özcan Yurdalan -  Kars

Bu yazıda size, kulakları sağır eden erken sabah sessizliğindeki Kars’ta yaptığım uzun yürüyüşlerin beni götürdüğü yerleri anlatacak değilim. Her şehrin bir mevsimi varsa eğer bir de saati vardır. O vakitlerde hangi şehirde olursa olsun, kendinizi sokaklara vurup ağır adımlarla ve gönlünüzün tüm yelkenlerini fora etmiş vaziyette yürürseniz, bir yerlere götürür şehir sizi. Oralar size kalsın, siz sadece gördüklerinizi anlatın. Ben de öyle yapacağım. Kars’ taki o erken sabah yürüyüşlerinin gerçek hikâyesini değil, gördüklerimi anlatacağım.

Kars Çayını sağıma almış Kaleye doğru yürüyordum. Çayın tam kıyısından yürümek için uygun sayılabilecek dar bir alan bırakılmış ama burası pek rağbet görmüyor. Şehrin neresinde olursanız olun, parke döşeli kaldırımlarla dimdik uzanan geniş caddelerden yürüyerek yalçın bir kayanın üstüne kurulmuş Kars Kalesine ulaşırsınız. Ben Kaleye en çok Taş Köprü’den geçerek gitmeyi severim.

Özcan Yurdalan -  Kars

Kalesi’nin güney eteklerinde eski Osmanlı Mahallesi uzanır. Yıllar boyunca bakımsızlıktan yıkıma terkedilmiş mahallede son dönemde iyileştirme çalışmaları başladı. Kars’ın kent dokusu gerçekten Anadolu’da eşi benzeri olmayan özellikler taşıyor. Biraz sonra gideceğimiz Ruslar döneminde yapılmış yeni kent ile tipik Osmanlı mimarisinin görüldüğü eski kent, iki farklı hayat kavrayışının, iki zihniyetin, iki kültürün tüm özelliklerini barındırıyor. Ruslar, topu topu 40 yıl yaşadıkları yerde yeniden ve dörtbaşı mamur bir kent kurmuşlar. Yüzlerce yıl yaşayacak taş binalar, bazalt döşeli geniş caddeler rahat kaldırımlar, meydanlar ve kapalı sosyal alanlar inşa etmişler. Osmanlılar belli ki de bu âlemin gelip geçici olduğundan hareketle yüzlerce yıldır yaşadıkları yerde bir insan ömrü boyunca ancak yaşayabilen malzemeden dayanıksız, hafif, uçucu, evler inşa etmişler. Gerçi başkent İstanbul’da da durum pek farklı değilmiş ya…

Özcan Yurdalan -  Kars

Kars, mimari dokusuyla Anadolu’nun en ilginç kentlerinden biridir demiştim. İnsanları da öyle. Kendini pek de açığa vurmayan engin bir kültürel birikim vardır bu şehirde. Gerçi ekonomik koşullar göçle birlikte sosyal yapıyı bir hayli değiştirmiştir ancak derinden süren bir damar halinde bu zengin ve kadim kültür Kars’ta saklı durur. Mesela tarih alanında. Kendini bu kente ait sayan insanların çoğu tarihle yakından ilgilidir. Sadece var olan bilgilerle yetinmezler, araştırır ve yeni tarih tezleri ileri sürebilirler. Mesela bir bakkal dükkânında ya da bir marangoz atölyesinde derin tarih tartışmalarına tanık olabilir, şehrin geçmişi hakkında merak ettiklerinizi, rasgele birine bir sokak adresi sorar gibi sorsanız bile gerekli cevabı alabilirsiniz. Hiçbir şey bilmeyenler de sizi bilen birilerine mutlaka götürürler.

Ben de bu şehirde hayli zaman geçirmiş biri olarak önünüze düşmüş sizi gezdirmekteyim zaten. Kaleye birlikte çıkalım, şöyle bir yukardan şehre bakalım, sonra sokaklara girer, belki bir çay molasında âşıkları dinler, kim bilir şansımız yaver giderse çaldığımız kapılardan biri açılır, ev olarak kullanılan muhteşem taş yapılardan birinin içine de bakarız.

Taş köprü uzaktan da fark edildiği gibi kentin en güzel yapılarından biri. 1579’da Osmanlılar tarafından Kars’ın imarı sırasında Osmanlı Mahallesine ve iç kaleye açılan bir köprü yapılmış. Ancak büyük depremde yıkılan bu köprünün yerine 1719’da bugün de ayakta duran üç gözlü köprü inşa edilmiş. Köprünün geniş taş tırabzanlarına yaslanarak Kaleyi, Çayı, çayda yıkandıktan sonra Muradiye Hamamının teneke damında güneşlenen güvercinleri ve öte yakadaki Mazlumağa Hamamının kubbelerini seyretmek keyifli olur.

Buraya kadar gelmişken biraz ötedeki Cuma Hamamına da bir göz atmakta fayda var. 17yy. klasik Osmanlı yapısı olan bu hamam birkaç yıl öncesine kadar kullanılıyormuş. 18.yy yapısı Mazlumağa hamamı gibi burası da artık Kafkas Kültürleri Festivali’nde sergi mekânı olarak Karslılara hizmet ediyor. Hamamın duvarlarında çağdaş sanat eserleri, fotoğraflar, tablolar sergileniyor.

Köprüden seyre doyunca, kalenin eteklerindeki dar sokaklardan yukarı doğru çıkalım. Buradaki gecekondular, yeni iyileştirme imar planıyla birlikte hak sahiplerine konutlar dağıtarak yıkılmaya başlandı. Kalenin yamacını tümüyle kaplayan binaların yerine çevre düzenlemesi yapılacak. Kars çayına kadar inen alan yeni bir görünüme kavuşacak.

Kalenin cümle kapısına doğru kıvrılarak çıkan yolda soluk almak için mola verdikçe, şehrin gittikçe küçülen evleri görünür. Bu kalenin taşları kesme bazalt taşından ve oldukça zarif işçiliklidir. Bugün Kars’ı kuşbakışı seyreden yapı aslında içkaledir. 1153 yılında Selçuklulara bağlı Melik İzzeddin’in emriyle veziri Firuz Akay tarafından yaptırıldığına dair bir yazıt vardır. İçkaleye açılan Sukapısı, Kağızman Kapısı ve Behram Kapısı dışında duvarların arkasına geçebilmek imkansızdır. Ama yeryüzünde hiçbir kale yoktur ki koruduğu egemenlikleri sonsuza dek yaşatabilsin. Kars Kalesi’de 1386’da Timur tarafından yerle bir edilir.

Özcan Yurdalan -  Kars

Daha sonra III. Murat döneminde şehir yeniden inşa edilir. 27 kilometre uzunluğundaki muhteşem dış kale surları da 220 burç ile desteklenir. Bugün ayakta kalan İç kale ise tahkim edilir. İyi ki de öyle olmuş çünkü bugün askeri mimarinin ilginç örneklerinden biri olarak Kars kalesi hem ziyaretçileri ağırlıyor hem de Kars festivali sırasında Açıkhava konserlerine ev sahipliği yapıyor. Kalenin içinde 12.yy’dan kalma Celal baba Türbesi, askeri koğuşlar, tabyalar, ahırlar, cephanelik ve mescit bulunuyor.

Kars Kalesinden bakıldığında Çayın hemen öte yakasından başlayan şehir Rusların inşa ettiği yeni kenttir. 1877-78 Osmanlı Rus savaşından sonra 40 yıl Rus işgalinde kalan şehir önemli bir değişim yaşar. Askeri Vilayet olarak ilan edilen Kars’a soylu Rus kumandanları ve aileleri için yeni bir kent inşa edilir. Kale içindeki Osmanlı iskan bölgesi olduğu gibi bırakılarak birbirini dik kesen caddelerden oluşan ızgara planlı modern bir şehir kurulur. 1890’ın başlarında Hollanda’dan gelen mimarların tasarladığı şehir kısa sürede tamamlanır. Kuzeyden güneye uzanan dört ana caddeyi, doğudan batıya dört cadde dik olarak keser, böylece 16 blok oluşur.

Geniş caddelerin üzerinde Baltık tarzı düzgün kesme bazalt taşlarıyla bir ya da iki katlı binalar yapılır. Taş yapılar sadece barınak olarak değil aynı zamanda estetik birer öge olarak tasarlanır. Dış cephelerde kabartma bordürler, yalancı sütunlar ve nakışlar kullanılmış.

Bu evlerden 101 tanesi tescil edilerek korumaya alınmış. Bir kısmını restore etmek için girişimler başlamış. Butik otel olarak düzenlenmek üzere özel sektör tarafından satın alınan yapılar peş peşe Kars’a gelen ziyaretçilerin hizmetine giriyor.

O.Yurdalan-Kars-P1150892 copy

Yıllar önce Kars’ı gezen H.V. Velidedeoğlu: “Yollar boyunca çoğu iki katlı, büyük blok taştan, sağlam, yalın görünüşlü yapılar dizilidir. Ruslar’ dan kalma büyük yapıları gördüm…43 yıllık işgal süresi içinde Ruslar bu kente epey bayındırlık getirmişler ve burasının dış görünüşünü tipik Rus kentlerine benzetmişler. Fakat Kars insanın ruhunu değiştirememişler” demiş. Orhan Pamuk ise Kar romanında kendisine ilham veren Kars’ı şöyle anlatıyor: “Bir zamanlar Türkiye’nin 10 büyük kenti arasında yer alıyordu Kars. Son 70-80 yıllık öyküsünde fakirleşme, yoksullaşma ve nüfusun azalması var. Eskiden kışın donan Kars Çayı’nın üzerinde buz pateni yapılır, yazın da balolar düzenlenirdi. Kars bir zamanlar ülkenin önde gelen ve gelişmiş bir burjuva orta sınıf kültürü olan bir yerdi.”
Şimdi Kalenin taş döşeme yolunu izleyerek şehre doğru inelim. Düze yaklaşırken karşımıza çıkacak ilk gözalıcı yapı Havariler Kilisesi şehirdeki Ermeni yapılarından biri. Bugün cami olarak kullanılan yapı, MS 932-937 yılları arasında Ermeni Bagrat Krallığı döneminde inşa edilmiş. Silindirik görünümlü, dik konik çatılı Kilisenin mimarisi dört yapraklı yonca biçiminde.

Kars evlerinin çoğu geniş caddelerin ve ferah sokakların iki tarafına dizilmiş. Evlerin iç mekanları genelde uzunca bir koridor etrafına iç içe açılan oda ve salonlarla kurgulanmış. Kışların dondurucu soğuğundan ev halkını koruyabilmek için kalın taş duvarlar ve çift cam pencerelerin yanı sıra, her eve mükemmel çalışan bir kalorifer sistemi kurulmuş. Peç denilen devasa döküm sobalar, evin büyüklüğüne göre çeşitli odalara dağıtılmış, boruları ise duvarların içine döşenmiş. Böylece bir odada yanan soba en az dört odayı ısıtabilen bir enerji üretebilmiş. Kömür yakılan peçler, Kars evlerinin başlıca özelliklerinden biri.

Çarşı içinden geçerken bu kadar çok peynir dükkânının bir araya toplanmış olması bir yabancıyı şaşırtabilir ama Türkiye’de yaşayan herkes bilir ki Kars’ın peynirleri hele kaşarıyla gravyeri dillere destandır. Bu dükkânların hemen tümü kendi mandralarında ürettikleri peynirleri toptan ve perakende pazarlarlar. Kars kaşarının başlıca özelliği lezzeti yanı sıra rengi ve kokusudur. Son yıllarda koyun ve inek sütünün karışımıyla yapılmaya başlayan Kars kaşarları giderek daha sarı bir renk almaya başladı. Öte yandan en az kaşar kadar lezzetli bir diğer peynir türü de Kars gravyeridir. Tam yağlı inek sütünden dev tekerler halinde üretilen gözenekli ve rayihalı bu peynirin yapımını Karsılılar Rus işgali sırasında öğrenmişler. Bölgenin sevilen peynirlerinden Çeçil ise yağsız bir tel peynir çeşididir. Yöreye özgü bu peynir, saçak, çiçal ve iplik peyniri olarak bilinir.

Kars çarşısında peynirciler sabırla peynir çeşitlerini ve özelliklerini anlatır, denemeniz için tadımlık sunarlar. Ziyaretçiler için Kars’ta geçirilen en güzel zamanlardan biri de peynircilerdeki alışveriştir. İpin ucunu fazlaca kaçıranlar, kaşar tekerlerini taşıyamayacaklarından endişe ederlerse, esnaf bir çırpıda eve teslim paketler hazırlayıverir.

Kars’a gelen ziyaretçileri bilmem ama ben her gidişte közde çay içmeden, bu çayhanelerin havasını koklamadan geri dönmem. Közde çay yapan birkaç çayhane tiryakileri ile köylerden günübirlik alışveriş için, doktora görünmek ya da resmi dairedeki işlerini görmek için gelenlerin mekânıdır. Bildiğiniz kahvelerden farklı değildir buralar ancak çayın hazırlanması başka türlü olur. Büyük kazanlarda ve odun ateşinden su ısıtılırken aynı ısıdan istifade eden demlikte çay pişirilir. Odun ocağının ağzına yerleştirilene emaye demlikte çay demlenene kadar közlerden gelen odun kokusunu da alır. İçimi ağır bir çaydır ancak tadını bilene doyumsuz gelir.

Özcan Yurdalan -  Kars

Bu eski, güzel ve derinliklerine kolay erişilemeyen şehirde öyle bir yazı boyunca dolaşmak neye yeter ki. Daha âşıklar kahvesine bile gidemedik, göğüslerine bastırdıkları kocaman divan sazlarını meydanda dolaşarak çalan âşıkları dinleyemedik. Bir büyük maharetin sahibi bu ozanlar, muamma söylemekten açmaz kurmaya kadar ,dudakdeymezden daha bilmem hangi âşıklık marifetine kadar hepsini büyük başarıyla sergilemekle kalmaz, türküleriyle deyişleriyle insanın yüreğini ellerine alıp oynatır dururlar. O nedenle Murat Çobanoğlu’nun âşıklar kahvesi pek tekin bir yer değildir. Erken sabahlarda insanı olmadık yolculuklara çıkaran yürüyüşler, Kars sokaklarında kıvrılıp bükülmeden âşıklar kahvesine gidip dayanırsa, artık hangi ejderhanın pullu kuyruğuna oturup nerelere uzanır insan kimse bilemez, bilenler de söylemez. En iyisi çok merak edenler, gelip Kars âşıklarının peşine düşsünler, her yıl 6-8 mayıs tarihleri arasında yapılan Âşıklar Şenliğini izlesinler.

Yazının orasına burasına düşmüş ejderha lafı boşa geçmedi. Kars’ın masallarında da dokumalarında ve hayallerinde de bulut ejderhasının yeri önemlidir. Okuyup araştıranlar, Orta Asya şamanik etkilerin efsanelerde, inançlarda ve folklorik ürünlerde hâlâ sürdüğünü anlatır. Gök kültüyle ilgili olduğu düşünülen bu ejderha figürü, eğer meraklıysanız ünlü Kars halılarında da görülür. En iyisi siz görmek, bilmek ve anlamak istediğiniz ne varsa hiç ertelemeyin, erken bir sabah yürüyüşünün ardından kavakların çıplak dallarına asılmış çiğ damlalarını seyrederek iyi bir başlangıç yapın.

Özcan Yurdalan

Gazella Turizm

Gazella Turizm Fotoğraf Turları

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s