YAŞLI, VAKUR VE RENKLİ MARAŞ ÇARŞILARI

Yorum bırakın
Türkiye

Hititlerden kalma höyüğün üstündeki Kale, Ulu Cami ile Kahramanmaraş Çarşısı’nın tamamını kuş bakışı seyrediyordu. Şehrin üstünde irili ufaklı daireler çizerek bir aşağı bir yukarı dolanıp duran güvercin sürüleri akşam inerken iyice yükseklere doğru kanat çırpmaya başladı. Sırtlarını güneşe döndükçe gözden kayboluyor, bir sonraki manevrada karınlarına akşamın son ışıkları vurunca inci taneleri gibi parlıyorlardı. Kuşbazların arada bir çaldığı atmaca çığlığına benzer keskin ıslıklar, aşağıdaki bulvardan geçen arabaların motor gürültüleri arasında kaybolup gidiyordu.

 

1496 yılına Dulkadiroğulları devrine tarihlenen Ulu Cami’nin çifte minaresi, bölgeye ve döneme özgü karakteristik yapısıyla göz alıcıydı. Fazla yüksek değildi, yerden silindirik bir gövdeyle çıkıyor, sonra çok köşeli yükseliyor, şerefeye gelmeden süslemeler başlıyordu. Şerefesi saçaklı ve ahşap trabzanlıydı. Üstünde bir kat daha saçaklı bölüm çıkıyor, minarenin tepesi küçük bir koniyle tamamlanıyordu. Bu hâliyle şehirdeki diğer tarihi camilerin ortak karakterini yansıtıyordu.

 

Kaleden bakınca Ulu Cami’nin hemen arkasında kalan ve boydan boya uzanan kemerli yapılar, Kahramanmaraş çarşılarıydı. Geniş bir alana yayılmış bu büyük külliye, şehrin siyasal, ekonomik ve sosyal tarihinin izlerini barındırıyordu.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Değişim sürecindeki çarşı

Maraş çarşılarında 1980’lere kadar geleneksel üretim ve yaşam biçimi hâkim olmuş. Alışveriş bugün göründüğünden çok daha canlıymış. Yüzlerce yıldır çalışan atölyelerde üretilen mallar kolayca müşteri buluyormuş. Bakır kazan, semer, keçe, külek üreten ustalar harıl harıl çalışarak çarşıya mal yetiştiriyormuş. 80’lerle beraber hızla değişen ekonomik yapı, Maraş çarşısını da olumsuz etkilemiş. El üretimi yapan küçük atölyelerin çoğu kapanmış.

 

Gerçi şehrin orta yerinde önemli bir ticaret merkezi olma özelliğini hâlâ koruyan çarşıdaki dükkânların hepsi tıka basa mal dolu ve gün boyu hareketli bir alışveriş yaşanıyor ancak küçük üretim yapan atölyeler ve zanaat erbabı ustalar hayli gerilere çekilmiş. Çarşıya daha çok endüstriyel üretimin seri malları ve küreselleşen ticaret hâkim olmuş.

 

Anadolu’nun hemen bütün kentlerinde görülen ve bütün geleneksel çarşılar için geçerli olan bu süreç Kahramanmaraş’ta biraz daha yumuşak yaşanıyor. Eski çarşılara ve namlı ustalara sahip olan diğer şehirlerin kültür insanları, o çarşıların kokusunu ve seslerini özlediklerini söylerken, Maraş’ın Bakırcılar Çarşısı günün erken saatlerinde çekiç sesleriyle uyanmaya devam ediyor. Saraçlar rengârenk “boncuklu eyer, yular, tasma, zincir ve besi zinciri, madeni çan, deri kemer, cüzdan, önlük, kolan” çeşitleri üretiyor. Emek Saraciye’nin sahibi ve genç ustası Zafer Güzlek’in kartvizitinde yazan bu üretim kalemleri, çarşıdaki pek çok dükkânda satılıyor.

Saraçlar Çarşısı

Zafer Güzlek’in küçük ama tıka basa dolu dükkânı, şehrin en eski alışveriş yerlerinden Saraçlar Çarşısı’ndaydı. Çarşı, adına uygun karakterini hâlâ koruyordu. Beyazıtoğullarından Hacı Abdullah Bey’in 1618 tarihli vakfiyesinde Sûk-i Sultani-Sultan Çarşısı diye geçen yetmiş iki dükkânlık çarşıdan bu güne ulaşan yapılar, orijinal özelliklerini büyük oranda kaybetmişti. Öte yandan ustaların çalışırken kullandıkları aletlerde herhangi bir değişiklik yoktu, ürettikleri çeşitler de yüzlerce yıldır değişmemişti. Sadece zamane ihtiyacına göre birkaç ek yapılmış, mesela cüzdan, kemer gibi çeşitler de yularların yanına salkım saçak asılmıştı.

 

Atalarından kalan mesleği icra ettiği bu dükkânı 1936’dan beri işlediğini söyleyen Zafer Güzlek, Osmanlı zamanında bütün Saraçlar Çarşısı’nın ordu için at koşumu ve takım yaptığını anlatıyor. 1950’li yıllara kadar askeriye için koşum üretimi devam etmiş.

 

Ulaşımda artık at kullanılmadığı gibi at arabaları da şehir dışına çekildiği için son yıllarda köylere ve özellikle dağ köylerine satış yapıyorlar. Piyasada hâlâ hayvan koşumuna ihtiyaç duyulduğu için saraçlık ölmemiş. Komşu illerden gelenler de saraciye ihtiyaçlarını Kahramanmaraş Çarşısı’ndan karşılayabiliyorlar. Ancak her geçen yıl müşteri sayısı azalıyor. Zafer Usta’nın oğlu da kendisiyle birlikte çalışıyor ve ufak tefek tadilat işleri yapmakla kalmıyor iyi bir kalfa olarak üretime de katılıyor.

 

Kapalı mekânları, açık alanları, kubbeli odaları ve kemerli koridorlarıyla geniş bir alana yayılan Maraş Çarşısı’nın içindeki özel yerlerden biri olan Saraçlar Çarşısı, ortasında süs havuzu bulunan küçük bir meydana bakıyor. Havuzun çevresine alçak sehpalar ile tabureler yerleştirilmiş. Bir kenardaki çay ocağına taze çay, okkalı kahve sipariş edenler, taburelere oturup etrafı seyrediyor. Bu meydanda sırtını Saraçhane Camisi’ne vererek uzunca bir süre etrafı izlemek, çarşının başka türlü atan nabzını hissetmek için yapılacak en isabetli işlerden biri. Ben de öyle yaptım.

 

Maraş Çarşısı her ne kadar değişen ihtiyaçlarla birlikte geleneksel üretimden hayli uzakta kalmış olsa bile, herhangi bir dış destek ve düzenleme olmadan varlığını hâlâ sürdürebilen ender çarşılardan biri.

 

Saraçlar Çarşısı’ndaki ocaktan gelen koyu çayın son yudumunu içerken, arkamdaki dükkânda pazarlık yapan iki kişinin sesi geldi. Bir semer kolanına talip olan kasketli müşteri, sağlamlığına kanaat getirdikten sonra almaya karar vermiş, fiyatını biraz düşürmek için dil döküyordu. Karşısındaki ustanın yüz çizgileri hayli yaşlı olduğunu ele vermesine rağmen dinç ve parlak bir ses tonuyla istediği fiyatta ısrarcı görünüyordu. Dediği oldu. Müşterisi, yeni dikilmiş siyah şalvarının derin cebinden çıkardığı parayı ödedikten sonra yuvarlak edilip iple bağlanarak küçültülmüş kolanı elindeki büyük naylon torbaya attı. O çıktıktan sonra girdiğim dükkânın içinde fazla bir mal yoktu ancak köşedeki küçük tezgâhın üstündeki takımlardan belliydi ki burası hâlâ işleyen bir yerdi.

 

Seksen yaşındaki saraç Ahmet Çıngıllı, müşteri olmadığımı bir bakışta anlamış, iki tabureyi dışarı çıkararak çay söylemişti. Sonbahar ışığı ikimizi de ısıtıyordu. Geniş sayılabilecek avlunun üstü, kalın gövdeli bir asmanın sere serpe uzanmış dallarıyla neredeyse tamamen örtülmüştü. Yapraksız dalların arasından sızan güneş, bizimle birlikte düzgün yer döşemesine düşüyordu.

 

Çarşının kıdemli saracı Ahmet Çıngıllı, “Dünyanın en güzel yeri burası.” dedi. Oturduğumuz yer gerçekten sükûnet içindeydi, insana güven veriyordu. Ahmet Usta’nın gözünde dünyanın en güzel yeri burasıydı: “Şurası cami, şurada tuvalet var, fırın hemen yanı başımda, çaycı az ötede, su bol, güneş parlak. Yaz mevsimi gelince asma yaprak açar, gölgesi büyürken koruklar da büyür, sonra üzüm olur…” dedi. Canı isterse içerdeki tezgâhın başına geçiyor, ufak tefek bir şeyler üretiyor, dünyanın en güzel yerinde hayatın tadını çıkarıyordu.

 

 

Köşgerler Çarşısı

Yakın zaman öncesine kadar Kahramanmaraş çarşılarında dericilik en önemli iş koluymuş. Bu sektöre bağlı olarak çalışan saraçlık ve köşkerlik de itibarlı meslekler arasındaymış.

 

Çarşı içinde bugün de köşkerlik yapan birkaç usta bulunuyor. Ürettikleri yemeniler günümüzün beğenisine uygun görünse bile daha çok özel zamanlarda ve ev içlerinde giyilecek türden ayakkabılar yapıyorlar.

 

“Dedem Osmanlı Çarıkları” markasıyla tanınan ve oldukça geniş bir koleksiyona sahip Mehmet Kopar, bu aile işletmesini yönetiyor. 1800’lü yılların başından bugüne köşkerlik yapan dördüncü kuşağı temsil eden Mehmet Usta, Selçuklulardan başlayarak günümüze kadar gelen sanatın tümüyle el işine dayandığını, postal, edik, kedik, yemeni, saray yemenisi, Karadağ çarığı adıyla bilinen modeller ürettiklerini, derisinden ipliğine kadar, boyama da dâhil olmak üzere hiçbir aşamada kimyasal malzeme kullanmadıklarını anlatıyor. Yemenilerde kullanılan manda, koyun ve dana derisinin geleneksel metotlarla işlendiğini, dikiş için balmumuyla sağlamlaştırılmış saf pamuk ipi kullandıklarını söylüyor.

 

Kahramanmaraş çarşılarının ve geleneksel üretim yapan atölyelerin yıllardır fotoğraflarını çekerek önemli bir dokümantasyon gerçekleştiren Halil İbrahim Tutak, 1960’tan sonra tabakhanelerin giderek azaldığını, şehir dışındaki atölyelerden birkaç tanesinde geleneksel metotlarla üretim yapıldığını anlatarak “bu kadar yoğun emekle işlenen derilerden yapılan ürünlere artık farklı bir gözle bakıyorum.” diyor.

 

Semerciler Çarşısı

Maraş Çarşısı’ndaki geleneksel üretimi günün koşullarına uygun hâle getirerek sürdürmeye çalışan Dedem Çarıkları, Semerciler Çarşısı’nda bulunuyor. Uzun bir sokak halinde Bakırcılar Çarşısı’nın güneyine düşen çarşı, 16. yüzyılın sonlarında kurulmuş. O günkü görünümünü kaybetmiş olmasına rağmen, Anadolu’nun hâlâ yaşayan geleneksel çarşılarından biri.

 

Semerciler Çarşısı’nda, keçeci, külekçi ve bakırcılar çalışıyor. Beşik tonozla kapalı olan eski dükkânlardan bazıları olduğu gibi dururken, çoğu yıkılmış, yerine beton tavanlı dükkânlar yapılmış.

 

Halil İbrahim Tutak, “Sadece Kahramanmaraş çarşılarında değil, ülkenin her yerinde semerciliğin kaderi aynı. Hatta birçok yerde tamamen bitmiş, bazılarında ise bir, bilemedin iki tane semerci ancak kalmış. Mesela komşu ilimiz Gaziantep’te hiç kalmamış, oraya Maraş’tan gönderiliyor semerler. Bu açıdan bakınca, şu anda semerciliğin belki de ‘en iyi durumda’ olduğu yer Kahramanmaraş. Buna iyilik denirse tabii. Türkiye genelinde malzeme ihtiyacını da Maraş karşılıyor.” diyor.

 

 

Taşhan

Maraş Çarşısı’nda sadece ilginç biçimleri, albenili renkleriyle hatıra eşyası mahiyetindeki yemeniler üretilmiyor. Aynı zamanda gayet ucuz fiyata ve son derece sağlam iş ayakkabıları da yapılıyor. Hem de yemenilerle aynı teknik kullanılarak. Hâlâ balmumlu iple dikilen, çirişle yapıştırılan üstüne kalın gön kullanılan yemenilerin diğerlerinden farkı tabanlarında. Bu zamane yemenilerinin tabanları eski otomobil lastiklerinden yapılıyor. Üstü manda gönü, altı otomobil lastiği olan bu kalın, ağır ve olağanüstü sağlam ayakkabıları daha çok inşaatlarda çalışan kalıp ustaları ve tarlada çift süren köylüler kullanıyor.

 

Lastik tabanlı yemeni yapan ustalardan biri çarşının içindeki Taşhan’ın üst katında çalışıyordu. Belediye Çarşısı tarafından Taş han’a girer girmez, üst kattaki parmaklıklı sundurmada çalışan ustayı fark etmiştim.

 

Şevket Eski’nin babası dericiymiş, yemeni yapmayı ise abisinden öğrenmiş. Dükkânının önüne tezgâhını çıkarmış, çirişle yapıştırdığı deriyi tokmaklıyordu. Sonra muşta ve biz marifetiyle deride delik açtı, mumlu ipi delikten geçirerek ilmek attı. Çok geçmeden araba tekerinden taban ile ayakkabının yüzü birbirine dikilip kalıba alındı. Ustanın kullandığı yemeni kalıpları aileden kalma yetmiş yıllık yadigârdı.

 

Taşhan, 1650 yıllarında yapılmış. 1985 yılında kültür varlığı olarak tescil edilerek onarılmış. Avlusundaki iki genç ağaçla birlikte gelecek yıllara hazır görünen yapı, Belediye Çarşısı ile Kapalıçarşı arasında çok iyi bir konumda bulunuyor. Buna rağmen bir çarşı mekânı olarak yeterince kullanılmıyor. Taşhan’ın alt katında birkaç dükkânla birlikte depolar, üst katında ise bir yemeniciyle çok sayıda terzi ve perde atölyesi var. Hanın güneyinde Bakırcılar Çarşısı, kuzeyinde ise Mazmanlar Çarşısı bulunuyor.

 

Mazmanlar Çarşısı, Kazazlar Çarşısı ve Demirciler Çarşısı

Mazmanlar Çarşısı, iki taraflı dükkânların sıralandığı bir sokak görünümünde. Yaklaşık elli metre uzunluğundaki sokakta çarşının diğer kısımlarında olduğu gibi çeşitli iş kollarındaki esnaf karışık çalışıyor. Çarşıya adını veren “mazmanlar”ın sayısı çok azalmış. Keçi kılından eğrilmiş iplerle çuval, yem torbası, kolon, göçebe çadırı gibi ağır dokumalar üreten mazmanlar, çarşı dışındaki birkaç atölyede üretim yapıyor.

 

Adını Kazazlar Çarşısı’na veren meslek erbabındansa geriye kimse kalmamış. Elli metrelik sokak hâlinde uzanan Kazaklar Çarşısı’nda eskiden ipek ürünler ve ipek sarmayla yapılan aksesuarlar ile takılar satılırken bugün manifaturacılar, hazır giyim dükkânları ve kuyumcular çalışıyor.

 

Bugüne ulaşabilmiş geleneksel çarşılarda eskiden olduğu gibi her meslek grubu ayrı ayrı yerlerde çalışmadığı için Maraş Çarşısı’nda da aynı sokak üstünde farklı iş kolları bir arada bulunuyor. Buna rağmen çarşıların her birine adını veren mesleklerden bazıları o sokak içinde yaşamaya devam ediyor.

 

Geçmişi yüzlerce yıl öncesine giden Demirciler Çarşısı’nda geleneksel mimari ve ticari doku, büyük oranda ortadan kalkmasına rağmen birkaç demirci çalışmaya devam ediyor. Köşkerlerin yanında bıçakçı ve tenekeci esnafı üretim yapıyor. Gelin görün ki hepsi bugün var yarın yok durumunda, her an yerlerini konfeksiyon satan ya da kuru gıda pazarlayan bir dükkâna bırakacak gibi görünüyorlar.

 

Alacacılar Çarşısı ve sim sırma

Alacacılar Çarşısı, geride adı kalmış, alacacı atölyelerini ve ustalarını çoktan kaybetmiş çarşılardan biri. Diğerleri gibi 16. yüzyılın sonlarına tarihlenen çarşıda 1940 yıllarına kadar erkeklere şalvar, kadınlara fistan dikilen “alaca” kumaşı üretilirmiş. Maraş’ta önemli bir ticari mal olan alaca bezi, bordo ya da lacivert zemin üzerine sarı çizgilerle dokunurmuş. Maraş’ın geleneksel üretimlerinden ve çarşının gözdelerinden sayılan sim sırma işi gibi alacalar da çoktan ortadan kalkmış.

 

Sim sırma, son zamanlarda yeniden gündeme gelmiş, çeşitli kurumlarda eğitimi başlamış. Eskiden keçe üstüne kalıp kesilerek altın ya da ipek simle sırıma şeklinde yapılan sim sırma işi, kaftandan terliğe kadar kadın ve erkek giysilerini süslermiş. Maraş Çarşısı’nda çoktandır görülmeyen bu ince sanatın yeniden ticari değer kazanması için çalışmalar sürüyor. Farklı türden kumaşların üstüne işlenerek ağır giysilerden günlük aksesuarlara kadar kullanılabilmesi için modeller üretiliyor.

 

Alacacılar Çarşısı, alaca kumaşının üretimi ve satışı kesildikten sonra bir süre ambar olarak kullanılmış. Çok geçmeden ortadan ikiye duvarla bölünerek bir yarısına terziler, diğer yarısına bakırcılar yerleşmiş. Bakırcılar Çarşısı’nın girişinde yer alan kitabeye göre çarşı, son büyük onarımı 1898 yılında görmüş.

 

Kahramanmaraş çarşıları, gerek yaşları, gerekse bugüne kadar iyi kötü gelebilmiş hâlleriyle Anadolu’da varlığını kendi gücüyle sürdürebilen ender ticari alanlardan biri demiştim. Eğer u bir övgüyse bu övgüyü en çok hak eden yer Bakırcılar Çarşısı. Turistik yapaylıklara mecbur kalmadan kendi dinamiklerini koruyabilen çarşı az sayıdaki ustalarıyla varlığını sürdürmeye devam ediyor. Kuşkusuz bakırcıların sahip olduğu fiziki ortam, yapı kalitesi ve estetik düzey oldukça yetersiz ama özenli bir planlamayla zenginliklerini koruyarak yaşamaya devam edecek bir mekân görünümünde.

Bakırcılar Çarşısı

Bakırcılar Çarşısı, hafif meyille inen yüz metre uzunluğunda bir sokak görünümünde. Dükkânların çoğu orijinal yapısını kaybetmiş olsa bile hâlâ geleneksel çarşı görünümünde. Şehrin eski kayıtlarında burası “Kazancılar Çarşısı” diye anılıyor. Yani kazan yapılan yer.

Çarşı esnafı sadece bakır kazan yapıp satmıyor. Dükkânlarda irili ufaklı her türden bakır mamul bulunuyor. Ancak devasa bakır kazanların Maraş mutfağında ve Maraş kültüründeki yeri dikkate alınırsa, şehrin merkez çarşısındaki en önemli sokağa neden Kazancılar Çarşısı dedikleri daha iyi anlaşılıyor. Üstelik şehir çarşısındaki kazan üretimi bugün de sürüyor.

Orhan Kavasoğlu, dükkânının önüne çıkardığı devasa büyüklükteki kazanı deveboynu örsün üstüne yatırmış küçük çekiçle dövüyordu. Vurduğu her darbeyle bakırın üstünde yuvarlak izler beliriyordu. Bu sayede sadece metale şekil vermekle kalmıyor, aynı zamanda malzemenin sıkışmasını, sertleşmesini ve sağlamlaşmasını sağlıyordu.

1700’lerin sonuna doğru, bu çarşıda çekiç sallayıp bakır döven yüzlerce ustanın levha ihtiyacını karşılamak için Maraş’ta dört büyük “kalhane” kurulmuş. Külçe bakırı eriterek levha çeken bu kalhaneler gece gündüz durmaksızın çalışarak çarşının ihtiyacını ancak karşılıyormuş. Günümüzde kullanılan bakırın vasfında ciddi kayıplar görüldüğü gibi uzaktan getirildiği için fiyatlar da hayli yükselmiş.

Orhan Usta, eski ustalardan namı hâlâ yürüyen Hacı Kömec ve Ali Çöplü’yü anarak, bir dönem kuyumculuk ile bakırcılığın çarşıdaki en itibarlı meslekler arasında olduğunu söylüyor.

Kahramanmaraş Çarşısı’ndaki üretimi sürdüren atölyelerde çoğu 40-45 yaşlarındaki genç ustalar çalışıyor. Dövme bakır işinden para kazanamadığı için kalaycılığa geçmiş ama aklı çekiç ile örste kalmış delikanlılık çağındaki genç ustalar da var.

Orhan Kavasoğlu, çarşıda hâlâ genç ustalar bulunmasına rağmen çırak girmeye heves eden kimsenin bulunmadığını anlatıyor. Elindeki miyane, altındaki ayak miyanesi, ağluca, dabla, dabla mısırdanı gibi aletleri göstererek, bakır ustalığının bitmesiyle birlikte Maraş Çarşısı’nda yüzlerce yıldır süren bir kültürün de kaybolacağını hatırlatıyor.

Sokağın çekiç sesleri

Maraş’ın Bakırcılar Çarşısı’ndan her geçişimde, tam sokak başına gelince durdum. Bir huni ağzı gibi daralarak aşağı inen sokak, az ilerde çatal oluyordu. Bu çatalın iki yanından farklı tonlarda çekiç sesleri geliyordu. Durup yukardan aşağı yuvarlanırcasına gelen tokmak seslerini dinledim.

Anadolu’nun çarşıları için gezdiğim diğer kentlerde şairlerin anlattığı tokmak seslerinden doğan melodileri burada işittim. O melodileri özlemekte ne kadar haklı olduklarını anladım. Eşsizdi. Bir şehrin estetiği her zaman mimari dokusunda, doğal güzelliklerinde aranmamalı. Çarşısındaki çekiç sesleriyle her gün bir başka melodiyi sokaklara salan kaç şehir vardır yeryüzünde bilmiyorum. Bazı eski kentlerin yöneticileri, bakırcıları ve demircileri gürültü çıkardıkları için şehrin dışına, sanayi sitelerine gönderirken, onlardan kalan boşluğu arabaların motor gürültüleri ve korna seslerinin doldurduğunu neden sonra fark ediyorlar.

Maraş’ın Bakırcılar Çarşısı’nda kazan döven ustalar, sadece bir sanatı sürdürmekle kalmıyor, aynı zamanda önemli bir ev içi kültürün de gereğini yerine getiriyorlar. Kasaba ve köylerdeki geniş aileler ile şehrin uzak mahallelerinde yaşayanlar, hâlâ mevsimi geldiğinde bulgur kaynatıp tarhana döküyorlar. Bu işleri yapabilmek için devasa bakır kazanlar gerekiyor. Maraş Çarşısı’nda bakırcıların yaptığı kazanlar sayesinde Maraş mutfağının özel lezzetleri hâlâ sofraları şenlendiriyor. Gelinlerin çeyizlerinde bir büyük kazan ile gerekli diğer bakır eşyalar olmazsa eksik tamamlanmış sayılmıyor.

Mutfaklarda bakır kap kacak yerine alüminyum, plastik ve çelikten yapılmış malzemeler kullanılmaya başladığından beri çarşıdaki ustaların işleri azalmış. Ancak Maraş ve Antep gibi bakırın yüksek sanat seviyesinde işlendiği çarşılarda yeni bir hareket başlamış. O yıllarda köy kasaba demeden kapı kapı dolaşan çerçiler, alüminyum tencere ve plastik kaplar vererek eski bakırları toplamışlar ve bu çarşılara getirmişler. Ne var ki toplanan bakır objeler değerli olup olmamalarına bakılmadan haddehanelere verilerek eritilmiş. Çok az kısmı işten anlayan hurdacılar ve antikacılar tarafından satın alınmış.

Çarşının antikacısı

Bakırcılar Çarşısı’nın arkasındaki Semerciler Sokağı’nda antikacılık yapan Semih Aslan, bu işe merak sardığında çocuk yaşlardaymış. Memurluk hayatı boyunca özel zevki için topladığı eski parçaları emekli olduktan sonra açtığı dükkânda satmaya başlamış. Küçük dükkânı tıka basa eski bakır eşya dolu. Diğer üç katın da aynı şekilde olduğunu söylüyor. Eskiden bu çarşıda dükkân sahibi olmak için bir servet ödemek gerektiğini anlatıyor. O zaman çarşıda herkesin işi iyiymiş. Şimdi ise günlük nafakayı ancak çıkarıyorlar.

Eskiden düğün mevsimlerinde çarşıya kalabalık gruplar hâlinde gelen dünürler boy boy bakır eşyayla birlikte çeyiz düzerlermiş. “Kızın eşyaları” arasında dövme bakırdan siniler, kazanlar, tencere ve güğümler bulunması şartmış. Maraş’ın bakırı gibi pamuğu da iyi kalite olur, çok para edermiş. Uzun elyaflı Maraş pamuğu artık para etmediği için köylüler buğday ekmeye başlamış ve onların geliri azaldığı için çarşının işleri de kötülemiş.

Semih Aslan, çarşıdaki esnafın hatıra eşya satmaya başladığını, üretimin giderek azaldığını ve Maraş’a özgü eşyaların giderek daha az görüldüğünü söyleyerek “Bulgur kazanı yerine cezve satılıyor, bu çarşı artık bitmek üzere.” diyor. Esnaflar arasındaki ilişkinin de apartman komşuluklarına benzemeye başladığını söylüyor.

Maraş işi ahşap işlemecilik ise irili ufaklı eşyaların üstüne yapılan oymalarla çarşıdaki pek çok dükkânda satılıyor. Ancak gerek motifler gerek ustalık açısından oldukça kaba ve yetersiz görünüyor. Maraş Ulu Camisinde oyma sanatının şaheseri olarak yüzlerce yıldır duran minber, belli ki Maraşlı oymacılara ilham vermiyor. Bu minberin eteklerinden doruklarına kadar başlı başına bir oymacılık okulu olduğu düşünülünce, Maraş Çarşısı’ndaki ahşap işlerin yetersizliği ortaya çıkıyor.

İpek Yolu yerine ‘Yörük Yolu’

Maraş eskiden beri büyük ticaret yollarının uzağında kalmış. Gerek İpek Yolu kervanları gerekse Anadolu içlerinden Mezopotamya’ya inen kervan yolları Maraş’a uğramadığı hâlde şehir, gerek el sanatlarında gerekse ticarette oldukça parlak dönemler yaşamış. Bugün de durum pek farklı değil.

Yazar ve araştırmacı Serdar Yakar, çarşının eski zenginliğini, Sivas Uzunyayla’ya kadar göç yolunun üstünde olmasına bağlıyor. “Adana’dan kalkan Türkmen göçleri, bu yakınlarda konaklıyor, Maraş çarşısına uğrayarak ihtiyacını gideriyor, eksiğini tamamlıyordu.” diyor. Mevsim sonunda yayladan dönen Yörükler, ürettiklerini yine getirip Maraş’ta satarlarmış. Çarşının geliri biraz da bu yol üstündeki ticaretten kaynaklanmış.

Maraş çarşılarındaki ticaretin pek hareketli olmasa bile Doğu-Batı eksenindeki kervan yollarından sağlandığını düşünen Mehmet Altunbaş ise şehirdeki kaleleri örnek göstererek her birinin kervan yolunun güvenliği için kurulduğunu ve aralarının birer günlük menzil mesafesinde olduğunu anlatıyor.

 

Bedestenler ve Kapalıçarşı

Anadolu’nun geleneksel şehir yerleşimlerinde Beylikler Dönemi’nden başlayarak modern zamanlara kadar çarşının merkezinde daima bir bedesten olmuş. Maraş Çarşısı’ndaki iki bedesten ve bu bedestenlerin günümüzdeki durumu, Selçuklulardan itibaren Beylikler Dönemi’nde, Osmanlı’da ve günümüze uzanan Cumhuriyet devrinde çarşıların tarihsel değişimini gösteren tipik bir örnek olarak incelenmeye değer.

“Kahramanmaraş Türk Kültür Varlıkları Envanteri”ni hazırlayan Prof. Dr. Mehmet Özkarcı, sürecin ilk evrelerini söyle anlatıyor: “Çarşıların odak noktasını yangınlardan korunmak için genellikle taştan yapılmış bedestenler teşkil eder. Çarşının en canlı bölümü Bedesten çevresidir. Bu özellikleri Kahramanmaraş çarşı kompleksinde de görmekteyiz.

Bedesten özellikle Osmanlı devri Türk şehrine özgü bir ticaret yapısıdır. Anadolu Selçuklu döneminin sonlarında belirtilerini seçebildiğimiz, bağımsız ilk yapısını ise Beylikler Dönemi’nde belirlediğimiz bedestenler, şehircilik anlayışının bir sonucu olarak ticari ihtiyaçlara bağlı sosyoekonomik sonuç hâlinde ortaya çıkmış ve mimari açıdan da belirli bir yapı türü olmuştur. Ticari faaliyet yönünden çevresindeki diğer dükkânlar ve iş hanları ile ilişkisinin yanında, şehir ve kasaba halkının parasal varlığıyla ilgili bir fonksiyona da sahiptir.”

Maraş’ta varlığı bilinen iki bedestenden eski olanı Dulkadiroğlu Beyliği döneminde yapılmış. Beylik hükümdarlarından Alâüddevle, 1500 tarihli vakfiyesinde Sûk-i Maraş ile Maraş Bedesteni’ni yaptırdığını kaydediyor. Zaman içinde harap hâle gelen bedesten, 1960 yılında belediye tarafından yıkılarak yerine Kasaplar Hali inşa edilmiş. Eski bedestenden günümüze sadece dokuz dükkân ile bir giriş kapısı kalmış.

Yukarı Bedesten ya da Eski Bedesten diye bilinen bu yapının dışında şehrin ikinci bedesteni olan Aşağı Bedesten ise 16.yüzyılın sonlarında inşa edilmiş. Beyazıtoğullarından Hacı Abdullah Bey’in vakfiyesinde “Sultan Çarşısı’nda kain kıblesi bedesten… Yetmiş iki dükkân bina ettim” ibaresi geçiyor. Sultan Çarşısı diye anılan yerin bugünkü Saraçlar Çarşısı olduğu düşünülüyor. Aşağı Bedesten, diğer adıyla Yeni Bedesten bu çarşıya ve Kapalıçarşı’ya bitişik inşa edilmiş.

Yeni Bedesten bugün tek bir dükkân hâline gelmiş “Bonmarşe” adıyla kullanılıyor. Bedesten’in orijinal hâli oldukça iyi korunmuş. 1941 yılına kadar çok sayıda dükkânla tipik bir bedesten olarak faaliyet göstermiş, daha sonra tek işletmeye dönüşerek halı, kilim, kumaş, giysi satılan bir dükkân olmuş. Bugün halk arasında “Bedesten” değil “Bonmarşe” diye anılıyor.

Bonmarşe’nin Kapalıçarşı’ya açılan kapısının karşısında, çarşının en kıdemli esnaflarından Necmettin Katırcıoğlu’nun Taş Mağaza adlı manifatura ve mefruşat mağazası bulunuyor. Yetmiş yaşını aşmış Necmettin Bey, 1946 yılına kadar her sabah “dua kubbesi” altında yapılan küçük töreni hatırlıyor. Bugün yerine yenisi konmuş çeşmenin olduğu yerde, “dua kubbesi”nin altında toplanan çarşı esnafı, “rızık duası” eder, kahvesini içtikten sonra dükkânını açıp çalışmaya başlarmış. O vakitler dükkânda olmayan komşusunun malını satıp parasını tezgâha bırakacak kadar yakın komşuluk ilişkilerinin bulunduğunu, son zamanlarda ise komşusunun vitrinine bakan müşteriyi avlamaya çalışanların giderek çoğaldığını söylüyor.

Necmettin Katırcıoğlu’nun dükkânı, Kapalıçarşı’nın bedestene bağlandığı yerde bulunuyor. İki yapının da benzer mimari özellikler taşıdığı ve aynı yapı malzemesiyle inşa edildiği dikkate alınarak her ikisi de 16.yüzyıl sonlarına tarihleniyor.

Kapalıçarşı’nın yapıldığı dönemde her sokak ticaretin belli bir dalına tahsis edilmiş. Doğu cephesinde sıralanan dükkânlarda kazazlar, doğu sokağında bezirgânlar, orta sokakta kavaflar çalışırmış, günümüze ulaşamayan batı sokakta ise köşkerler varmış. Kapalıçarşı’nın batı sokağı, 1948 yılında belediye tarafından yol açmak için yıkılmış.

Kapalıçarşı’nın sekiz kapısından biri Belediye Çarşısı’na açılıyor. Bir zamanlar üstünde bulunan tonoz örtü, bakımsızlık nedeniyle yıkılmaya başlayınca tümüyle ortadan kaldırılmış, yerine demir konstrüksiyonlu bir kaplama konmuş.

Kapalıçarşı’da bugün yüz on altı dükkân çalışıyor. Yıkılan Köşgerler Çarşısı’ndaki mekânlar da eklendiği zaman çarşının ayakta olduğu dönemde iki yüze yakın dükkân kapasitesi olduğu anlaşılıyor. Çarşıdaki mülkiyetlerin çoğu şahısların elinde. Kahramanmaraş’ta son yıllarda eski eserlerin toparlanması ve günlük yaşama yeniden kazandırılması için başlatılan çalışmaların arasında, Kapalıçarşı’nın elden geçirilmesi ve aslına sadık kalınarak günlük ihtiyaçları karşılayacak hâle getirilmesinin yer alması da bekleniyor.

MARAŞ NOTLARI

            Tarihçe

Anadolu’da M.Ö. 2000-1200 yılları arasında hüküm süren Hititler, bu bölgeye yerleşir. Bölgede yapılan kazılar sırasında Asur ticaret kolonilerine ait verilere ulaşılır. Araplar, Bizanslılar, Ermeniler, Eyyubiler, Selçuklular, Memlûklar, Moğollar ve birçok beylik arasında defalarca el değiştiren Maraş’a Dulkadir Beyliği iki asır boyunca hâkim olur. Bu dönemde Eski Bedesten diye bilinen yapı kurulur ve şehirde ticaret organize olmaya başlar. Memluklardan sonra Osmanlıların hâkimiyetine girer.

 

  1. yüzyılın sonlarında şehrin bugüne ulaşan çarşıları, hanları ve Yeni Bedesten inşa edilir. Ticaret giderek canlanır. Dokuma, bakırcılık ve dericilik, şehrin çarşılarında önde gelen sektörler hâline gelir. 19. yüzyıla kadar devam eden bu canlılık 1. Dünya Savaşı sırasında çöküntüye uğrar. Şehrin önceden yetmiş beş bin olan nüfusu otuz üç bine düşer. Maraş çarşılarında yüzlerce yıldır devam eden dokumacılık ve dericilik sektörü, 19. yüzyılın sonlarında bitmeye yüz tutar.

 

Cumhuriyet döneminde çarşıların varlığını sürdürmesini sağlayan nispi iyileşmeler görülse bile küreselleşen ekonomiyle birlikte geleneksel yapı hızla çözülmeye başlar. Günümüzde endüstriyel üretim sektörlerinden tekstil yeniden canlanır, gıda sektöründe ise dondurmacılığın sesi duyulur.

 

ÇARŞIDAN BİR MESLEK:

Elbeşteci

 

Tabakhanelerde toplanan deriler ilk olarak kireçli suya yatırılır. Yirmi beş, otuz gün yumuşaması için bekletilir. Kireci fazla olursa deri çatlar, hiç kalmazsa da ham deri gibi olur. Bunu ayarlayabilmek için tecrübe gerekir. Yumuşayıp şişen deriler, iki üç gün boyunca yıkanır. Deride kalmış kaba etler temizlenir. Bir gece güvercin gübresine yatırılarak tepelenir. Bundan sonra deriler “elbeşte”ye alınır.

 

Elbeşte, çok zahmetli bir işlem. Meyve vermeyen sumak ağacı “tefir” yaprağı ve palamut katılmış sapsarı bir suyla dolu kuyuya göğsüne kadar giren usta, derileri ayağı ile çevirerek üç dört saat çiğner. Bu işi yapan belli ustalar vardır ve yeterince deri toplandığında kendilerine haber verilerek elbeşteye girmeleri istenir.

 

SEYYAHLARDAN

1640’ların sonu, 1650’lerde Evliya Çelebi;

 

“O yüksek dağın ta en yüksek yerinde büyük bir havuz vardır. İsmine Karagöl derler. Maraş şehrine üç saatlik yerdedir. Bu Karagöl havuzu yakınında büyük bir sarnıç vardır. Uzunluğu ve genişliği dörder yüz adımdır. Eski zamanlarda Cimcime Kayser’in bu yaylalarda ve Göksun Yaylası’nda yetmiş bin sürü koyunu, keçisi, camızı ve sığırı var imiş. Bütün çobanlar bu hayvanları sağıp bol sütünü bu havuza döker, oradan üç saatte Maraş şehrine beyaz mermer kariz (yeraltı su yolu) ile götürülür, Cimcime Sarayı’nda havuzlara dökülüp bütün halka halis süt dağıtılırmış. Geri kalanı Keykavus mutfağında kullanılıp gelen giden yolculara sütlü aş verilirmiş.”

 

1830’ların başında Charles Taxier;

Maraş’ta dokuma sanatı çok yaygın ve faaliyettedir; abalar, sırma ya da ipekle dokunmuş yünden harmani ve yelekler yaparlar. Türkmen kadınlarının kullandıkları boyalı pamuk bezler de geniş bir ticarettir. Hoş gölgelikler altında akarsular geçer, çağlayanları değirmenler çevirir fakat mimari olarak hiçbir esere sahip değildir.”

 

1800’lerin sonunda Şemseddin Sami;

“Başlıca mahsulâtı; çeşitli zahireler ile pirinç, pamuk, tütün, susam, üzüm, zeytin, dut vs.den ibaret olup bunlar mahalli ihtiyaçlardan ziyade, Maraş’tan Şam ve Cezire taraflarına pirinç ve şarap ve rakı, İskenderun yoluyla Avrupa’ya anılan mahsullerin dışında palamut ve dağarda toplanılan tıbbi nebatlar vs. ihraç olunur…

 

Hem bütün sancağın dağlarını örten ormanlarda meşe, ceviz kestane, kayın, çınar vs. ağaçları bulunup, külliyetli kereste ve odun kesilir. Ve şehirde meşe ve cevizden Avrupakâri sandalye, kanepe, masa vs. imal olunup pek ucuza satılır.”

 

1890’da Şerefüddin Mağmûmi;

 

“Ahalisi sanatkâr ve mahir kimseler olup hele saraç esnafı Türkiye’de birinciliği ihraz etmiş, saraç işleri her yerde şöhret kazanmış ve Avrupa’nın birkaç eser sergilenen yerinde bile büyük takdirlere mazhar olmuştur. Doğramacılıkta da bundan geri kalmıyor. Civarda ceviz ağaçları bol bulunduğundan, yapılan her türlü konsol, karyola, yazıhane, beşik ve kanepelerin zarafetçe Avrupa mamulâtından farkı yoktur… Maraş, kervan caddesi üstünde bulunmadığından ve Halep ile Adana’ya şoseler yapılmadığından, ticareti pek durgundur. Zahiresini etraftan celbetmekte olup pirinç, mayam kökü, kuru üzüm, sehtiyan, saraç işleri ve mensucat başlıca ihracatıdır.”

 

KAYNAKÇA

–     Mehmet Özkarcı, Kahramanmaraş Türk Kültür Varlıkları Envanteri, Türk Tarih Kurumu, 2007

  • Edik Dergisi, Kahramanmaraş Okutma ve Yardım Derneği Yıllık Yayını
  • Kahramanmaraş Dergisi Temmuz 2009
  • Ramazan Avcı, Şiirlerle Kahramanmaraş – Antoloji, Kahramanmaraş Belediyesi 2008
  • Yaşar Alpaslan, Serdar Yakar, Seyahatname Şehir Tarihi ve Coğrafya Kitaplarına Göre Maraş, Ukde Kitaplığı 2009
  • Halil İbrahim Tutak, Edik Dergisi makaleleri

 

*Kıvılcım Ajans Tarafından Hazırlanan Halk Bankası Yayınları arasında 2011 yılında yayınlanan “ÇARŞILARLA ANADOLU Hanlar-Bedestenler Kapalıçarşılar” kitabından.

Özcan Yurdalan

Fotoğraflar: Tolga Sezgin

Gazella Turizm

Gazella Fotoğraf Turları

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s