TEKRAR EDİLMİŞ BİR YOLCULUK

Yorum bırakın
Asya

Bir kez gidilen yoldan bir daha geçmek pek makbul sayılmaz. Nede olsa dünyada gidilecek onca yer, görülecek nice memleket, geçilecek kim bilir kaç yol vardır. O nedenle gezme işini rutine bindirip, her yıl, git gel aynı yol biraz iş gibi, meslek gibi olur ki, gezgine de, uzun yolların yolcusuna da pek uymaz. Uysa da uymasa da, bu yıl gidiş geliş beşinci kez aynı yolu yaptım. İstanbul’dan Katmandu’ya kadar 10 bin kilometreyi üç buçuk haftada gidip üç buçuk haftada döndük. Ama yol aynı yol değildi…

Her yıl 18 Eylül’de Taksim’den hareket eden sarı otobüs, bu yıl da Fotografevi’nin 11 yolcusuyla Katmandu’ya doğru yola çıktı.

Yollar aynı olsa bile her yolculuğu bir öncekinden başka kılmak yolcunun elindedir. Biraz şansa, biraz sezgilerin keskinliğine, biraz algı kanallarının açıklığına bağlıdır yolda hayat. Sonuçta her yol, her defasında ilk sefermiş gibi gidilebilir.

Benim bu yılki yolculuğum da öyle oldu…

İki kez dolunay vardı biz yoldayken. Birinde Nepal’de Himalayalardaydım, Machapuchare Dağı’nın balık kuyruğu zirvelerine sürtünerek doğuyordu ay, diğerinde Hindistan’da Jaisalmer’de çölün ortasına kurulmuş kentte, bir çömlekçi kadının ellerinden çıkmış gibi duran eski kalenin gölgesinde gümüşlü ışıklara dalmıştım.

Racastan’da Pushkar her zamanki gibiydi, kendi kutsallığını sessiz ve derinden yaşıyordu. Küçük gölün sularına, kıyıdaki çıplak ampullerin ışığı düşerken, kıyıya sırtüstü uzanmış yıldızları seyrediyorum ki tam o anda, beklenmedik bir meydan okumanın ardından hepsi üstüme yağdılar. Birkaç gün sonra başlayacak panayıra gelmiş develerin soluğuyla uyandım.

Pakistan’da Quetta, çevresindeki mor dağlardan akşamüstü inen ılık esintiyle bedenimi sımsıkı sardı yine, ama ben bu kez, bu şehrin süsü nakışıyla insanı baştan çıkaran otobüslerini uzaktan seyretmekle yetinmedim; biri beni içine aldı, varlığı şüpheli bir ressamın peşinde uzun bir yolculuk yaptım. Gittiğim köy, geceleri eşkıyaların bastığı, toprak damlı evleriyle alaca karanlıkta görünüp kaybolan ıssız bir yerdi. Orada çektiğim fotograflardan bir tanesi bile çıkmadı; sanki ne ben gittim oraya, ne orası vardı. Üç tekerlekli rikşaların arkasına manzaralar boyayan ressamı ararken beni apar topar otobüse atıp köye yollayan köşe başındaki esansçıya da günler sonra İran’da Miyandeşt Kervansarayının ağır ahşap kapısına sırtımı dayamış, batan ayı seyrederken rastladım. Daha doğrusu rastlamadım da zincirli kapı ağırlığımla esnerken dövme menteşelerden çıkan tiz ses esansçının sesiymiş gibi geldi bana. Sonra ay kıpkırmızı bir hilal halinde kervansarayın duvarlarında battı.

Galiba bu yılki yol biraz gökyüzünde ay ve yıldızlar arasından alemi seyrederken, biraz da yeryüzünde, Dalay Lama ile göz göze geldiğim o birkaç saniye içinde geçip gitti.

Bu yılki İstanbul Katmandu seferine katılan on bir kişi ile Ömer kaptan ve ben, gidiş geliş yirmi bin kilometreyi ve dağdaki yedi günlük yürüyüşü birlikte yaptık ama aynı zamanda herkes kendi yolculuğuna da çıktı. Benimkinin özeti yukarıdaki gibiydi. Uzununu ve aslını bir yerlerde anlatırım nasıl olsa.

Sarı otobüsle hep birlikte yaptığımız yolculuğa gelince, bir öğleden sonra Taksim’de başladı. Anadolu’yu iki günde geçtik. İlk durak İran’da Tebriz’di. İran’ın tamamı ve kuşkusuz Tebriz, son yıllarda gözde mekanlarımızdan biri. Tebriz’de yüzlerce sokağı, binlerce geçidi ve aralığıyla İbrişim Çarşısı, ipek yolunun kadim zamanlarından beri Anadolu’yu dünyanın doğusuna bağlayan en önemli durak sayılır. İbrişim Çarşısı, bugün de bütün canlılığıyla yaşıyor.

Bu yıl, Tebriz’in biraz güneyine inip İran’ın Kapadokyası’na da gittik. Kendovan’a. Pek ayak altı bir yer değil. Kendovan Kapadokya’nın biraz küçüğü ve yamaca kurulmuşu. İki yüz küsur hane, peribacalarında barınıyor.

İsfahan otuz üç kemerli köprüsü, nargile kahveleri ile telaşsız ve sakin yaşayıp gidiyor. Nefs’e Jahan Meydanı’nda dolaşan genç sevgililerin sayısı bu yıl biraz daha artmış. Üniversiteli kızlar İngilizceyi iyice ilerletmişler ve her fırsatta pratik yapmak için yanımıza geliyorlar, gecenin ilerleyen saatlerine kadar birlikte şehri dolaştık.

Pakistan’la birlikte dünya biraz daha değişti. İran’ın az çok bildik, alışıldık konforu yerini doğunun karmaşasına, az hijyenli bol baharatlı sofralarına bıraktı. Lahore, bütün büyük kentler gibi, kaosuyla karşıladı bizi. Badşah Camii bin yıldır durduğu yerde duruyordu, ama hemen arkasındaki sokakta, doru atların çektiği aynalı nakışlı düğün arabalarıyla, gece alemlerinin baş konuğu zenneler, travestiler, eşcinseller daha sakınmasız salınıp duruyorlardı. Pakistan’daki darbeden sonra askeri yönetimin sokakta görülen en büyük etkisi, işporta tezgahlarına uygulanan denetimdi. Bir de yol boyu bolca benzin istasyonuyla dinlenme tesisi açılmıştı, çoğunda patronun albay abisinin fotografı asılıydı.

Hindistan’da, memleketin en kutsal köşelerinden biri olan Varanasi’de, Ganj Ana’nın sularında gezinmek için kullanılan kayıkların hepsine, iki yıl önce Coca Cola reklamları alınmıştı. İnsanların ibadet ettiği kutsal basamakların arkasına dev Cola reklamları boyanmıştı. Kayıkçılar, kayıkları bedava boyatma karşılığı üstüne kocaman Coca Cola yazmanın ve Ganj’ın üstünde kırmızı beyaz gezinmenin pek de hoş olmadığını anlamış olacaklar ki isyan edip derme çatma teknelerini yine güzelim katranla sıvamışlar. Ghat’lardaki reklamların çoğu da silinmiş.

Hindistan’da Dusehraa festivali vardı. Bacı kardeş bayramı bir nevi. Bu bayramda aile içi ziyaretlere özel bir önem veriliyor ve her bayramda olduğu gibi köylerin, kasabaların, kentlerin meydanlarına sahneler kurulup şenlik yapılıyor. Agra’dan çıktıktan sonra yolumuzu kaybetmiş, sapa köy yollarından birine girmiştik. Sabaha kadar da ana yola çıkacak gibi görünmüyordu gidişat. Battı balık yan gider deyip, köy meydanlarından birine kurulmuş sahnenin karşısına çektik arabayı. Birkaç bin kişi hazır ve nazır bizi bekliyordu sanki. Kalabalığın arasından önlere doğru ilerlerken bütün dikkatler bize yönelmişti. Köy meydanına bir ufo konsa ve içinden yeşil kafaları, minik kuyruklarıyla uzaylılar inse etkisi ancak bu kadar olurdu. Oldu da nitekim. Belediye başkanından, köyün eczacısına kadar herkes tarafından beklenen tuhaf onur konukları şeklinde karşılandık. Tören bize atfedildi, sahneye çıkarılıp boynumuza çiçekler takıldı, bu arada bayramlarını kutlama vesilesiyle, halkların kardeşliği üstüne bir nutuk irad etme fırsatı da bulduk.

Nepal’de Katmandu, yazık ki paket turizmin darbelerine her yıl biraz daha teslim oluyor. Beş yıldızlı otellerin, rock barların sayısı hızla artıyor. Ama dağlar yine aynı dağlar. Himalayalar’da bir hafta boyunca sıkı bir yürüyüş yaptık.

Velhasıl bu yılki yolculuğu da hakkıyla gerçekleştirmeye çalıştık. Darısı önümüzdeki yılların ve yeni rotaların başına.

Şimdi yazının sonuna gelmişken, yaklaşık iki ay süren, otelden çok arabada, çadırda, dağda bayırda yatılıp kalkılan, sekiz kez sınır geçilen, hela ihtiyacının çoğunlukla yıldızlar altında ya da bir çalı dibinde giderildiği, ne bulursak yiyip içtiğimiz bu zahmetli yolculuk için “Bunca yol katetmenin manası ne, çok istiyorsan bin uçağa git, gez, gör, gel” diyerek fiyakamızı bozmanın yeri değil. Bir kez, bizim memleketten başlayarak karayoluyla yapılacak en muhteşem rota bu. Adım adım, usul usul, aldığın her soluğu hissederek… Ne coğrafyalar, ne hayatlar varmış yeryüzünde. İnsanlar başka türlü nasıl yaşar, ne yer ne içer, ne dinlermiş. Hayatlarımızdaki problemlerin, hırsların, kinlerin, öfkelerin, tutkuların, bağlılıkların, aşkların, kırıklıkların, kıymeti harbiyesi neymiş, değeri ne kadarmış, bu yolculukta ölçüyor insan.

Bu yolculuğu yapın. İstanbul’dan çıkıp İran üstünden Pakistan, Hindistan ve Nepal’e gidin. İster otobüsle, ister tren, dolmuş, taksi ne bulursanız, isterseniz motosikletle, isterseniz bisikletle, isterseniz yayan, ama bu yolculuğu hayatta bir kez olsun yapın. “Anamdan emdiğim süt burnumdan gelmedi, hiçbir şey olmadı, dünyam falan da değişmedi” diyenin anıları aynen alınır, paketlenip saklanır. Sonradan pişman olmak fayda etmez, iade yoktur…

 

 

Özcan Yurdalan                                                                             17 Temmuz 2000

Gazella turizm Nepal Turları

Gazella Turizm Nepal

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s