Papart Ormanı ve Karçal Dağları

Yorum bırakın
Türkiye

Türkiye’nin En İyi 10 Fotoğraf Yeri e-Kitap Projesi’nin ilk ayağı olan Papart Ormanı ve Karçal Dağları gezisi, İstanbul, Ankara ve İzmir’den yola çıkan 10 fotoğraf gönüllüsünün Trabzondaki operasyon sorumlusu Barış Lakerta ile buluşması ile başladı. Eşyaları minübüse yükleyip yola koyulduğumuzda hem uykusuz bir sabaha başlamanın hem de henüz tanışmamış olmanın etkisiyle ortama sessizlik hakimdi. Yaklaşık iki saat sonra Borçka’ya, gezimizin başlangıç noktasına ulaştık.
Borçka’da yediğimiz tereyağında kızarmış alabalık, salata ve evde yapılmış harika bir baklava ile karnımızı doyurduktan sonra yolumuza devam ettik. Karagöl’e giderken Çoruh nehrinin yanından geçtik. Nehirin suyu yeterli yağış olmadığı için çok azdı. Suyun az olduğuna üzüldük ama fotoğraf çekimimize engel olacağı için bir yandan da yağmurun yağmamasına sevindik. Sonbahar renkleri ve nefis yansımalarla karşıladı bizi Karagöl. Kamp yapanların renkli çadırları, suya düşmüş sararmış yapraklar, ağaçların yansımaları, mantar kümeleri derken kadrajımıza suya düşen yağmur damlalarının yarattığı halkalar dâhil olmaya başladı.


Yağmura rağmen uzunca bir süre çekime devam ettik ama bir süre sonra makinelerimizi koruyabilmek için geri dönmeye karar verdik. Günlerin kısa olduğu bir dönem olması nedeni ile iki saat mesafedeki otelimize varmak için yola koyulduk. Keyifli bir akşam yemeğinin ardından sabah 6.30 da kahvaltıda buluşmak üzere odalarımıza çekildik.
Karçal Dağları’nın eteklerine yaslanmış otelimizin camından bakarak sabah hangi manzaraya uyanacağımız düşüncesi bile heyecan vericiydi. Uykuya dalmadan önce eminim hepimizin dileği yarın yağmurun fotoğraf çekmemize izin vermesiydi.
Sabah kahvaltısında yörenin balı, tereyağı ve ekmeği ile karnımızı doyurup Artvin – Gürcistan sınırındaki Karçal Dağları üzerindeki Papart ormanına doğru yola koyulduk. İlk durağımız genel istek üzerine süt mısır yemek için durduğumuz Soğuksu dinlenme tesisiydi. Artvin Şavşat karayolu üzerindeki bu tesis Köse kardeşlere ait ve 30 yıldır ailece yetiştirdikleri organik sebze ve meyveleri ve özellikle süt mısırları ile meşhur. Zaman kaybetmemek için mısırlarımızı elimize aldık ve yola koyulduk.
Faruk Akbaş belli ki suyunu, çiçeğini, böceğini yerlisi kadar tanımış o bölgenin. 20 yıldır sık sık buralara gelmesine rağmen sanki ilk kez geliyormuş gibi coşkuluydu tüm gezimiz boyunca. Biz de doğanın o muhteşem renklerine dayanamayıp sık sık fotoğraf çekmek için durakladık.
Yağmura rağmen kimimiz şemsiyelerle, kimimiz yağmurluklarımızla makinelerimizi koruyarak o güzellikleri yakalamaya çalıştık.
Kırmızı, yeşil ve sarının tonları, akan şelaleler derken biz yükseldikçe yağmur yerini kara bıraktı ve biz bir masaldan başka bir masala doğru yol almaya başladık.

Derken parmaksız eldivenler, şapkalar ve yedek kabanlar çıktı çantalardan. Lapa lapa yağan karın altında yaptığımız yürüyüşte karşımıza çıkan ormancılara ait kapısı bir bez parçası ile bağlanmış kulübeye sığınıp öğlen yemeği hazırlıklarına giriştik. Mangalda kızarmış sucuklar, birkaç çeşit peynir, domates ve salatalıkla yapılan sandviçler ve içeceklerimizle kamp ateşinin çevresine kurulduk. Bir yandan ısınıp bir yandan ormanın huzurlu atmosferinin tadını çıkardık.
Papart Vadisi 200 – 300 yaşlarında ağaçların olduğu kırmızı alabalığın doğal yaşam yerlerinden birisi olan Göknak ve Merat derelerini ve bunları besleyen irili ufaklı akarsuları içeren, yaban hayatına ev sahipliği yapan bir vadi. 2008’de 1.ve 3. Dereceden doğal sit alanı ilan edilmiş ancak HES projesi için adı geçmeye başlayınca çevre köyler buna tepki göstermiş. Temmuz 2014’te bölgenin sit alanı olma özelliği kaldırılmış maalesef.

Karın o büyülü ortamından ayrılmak biraz zor oldu. Ama akşam otelde yemek sonrasında gezimizde bize eşlik eden toprağına sevdası belli olan Süleyman İnal hazırladığı harika Artvin sunumu ile daha da güzelleşti gecemiz. Süleyman İNAL Artvin Fotoğraf Sanatı Derneği Kurucusu, bu günlerde Artvin’e giderseniz sizi karşılayan dev hoş geldin afişleri üzerindeki yöre insanlarının güzelim gülüşleri de onun tarafından fotoğraflanmış.
3. gün sabah erkenden kalkıp yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculukla Ardeşen’e vardık. Ardeşen, Rize’nin atmacaya düşkünlüğü ile ünlü bir ilçesi. Burada insanlar muhabbet kuşu besler gibi atmaca besliyorlar. Gidecekleri her yere kollarında atmacaları ile gidenler ve atmaca yetiştirenlerin buluştuğu mekânlar var. Biz de önce sokak arasında ağaçlar arasında gerilmiş iplerde sahiplerini bekleyen atmacaların fotoğrafını çektik. Atmaca kahvesinde çaylarımızı yudumlarken yaptığımız sıcacık sohbet boyunca , kuşların nasıl yakalandığını, bıldırcın avında kullanılışını, etin en iyi kısmı ile nasıl beslediklerini, zamanı gelince nasıl doğaya saldıklarını, kültürlerinin bir parçası haline nasıl geldiğini, tarihi geçmişini dinledik. Fotoğraflarını çektik. Kuzu kestanelerini, kaşar peynirlerini de alıp Fırtına Vadisine doğru yola çıktık. Vadinin hemen başında yer alan Fırtına Restoranın sahibi Kutanis Fırtına bizi kolunda gene yırtıcı bir kuş olan şahinle karşıladı.
Akarsu ve orman manzarası olan restoranın ortamı kadar sac kavurma ve mıhlaması da harikaydı. Öyle lezzetliydi ki tadına doyamadık .
Ardından bir atmaca, bir kerkenez ve sahipleri ile beraber çıktık yola. Fırtına Deresi ve üzerindeki sık sık sel suları ile taşan akarsuların altında kalmaması için bu formda yapılan ince belli taş kemer köprülerinin fotoğraflarını çektik.
Ayder Yaylası’na ulaşmadan Şenyuva köyünde sürpriz bir mekanda çay içtik. Burası köyde bir kitapçı kafeydi ve sahibi ikisi derleme dört tane kitabı olan değerli insan Birol Uğur’du. Kendi elleriyle yaptığı çayı ikram etti bize. Hem çayımızı içtik hem sohbet ettik hem de kitaplarını imzalattık. Ayrılmadan önce hemen yan evdeki gencecik bir annenin yaptığı tatlıları almadan da edemedik.
Akşam Ayder’de Natura Lodge Hotel’de ışık geçmeden iki kare daha çekelim diye kurulan tripotlar, gene güler yüzler, Remziye hanımın yaptığı güzel yemekler, gene sohbet, muhabbet ve güzel bir uykunun ardından son güne uyanış…
Kavrun yaylasının akan sularına, kara kovanlarına , rengarenk doğasına doyamadan yine gelmenin umuduyla vedalaşarak koyulduk dönüş yoluna.

Bu geziden çıkardığım hisse:
Bu mevsimde fotoğraf gezisine çıkarken bulundurulması gerekenler:
Fotoğraf makinesini yağmurdan korumak için şemsiye,
İyi bir yağmurluk,
Manzaraya dayanamayıp sık sık inip bindiğinizde oturduğunuz yerleri ıslatmamak için yağmurluğunuzu sileceğiniz küçük bir havlu,
Fotoğraf makinenizi her seferinde kurulamak için bol bol kâğıt mendil, objektifleri silmek için uygun bir kaç bez,
Kesinlikle su geçirmeyen bir bot,
Parmaksız (mümkünse üşüdüğünüzde parmaklarınızı örten bölümü olanlardan)eldiven ve şapka,
Başta Faruk Bey olmak üzere bu gezide emeği geçen herkese teşekkür ediyor kendilerine, yol arkadaşlarıma ve yeni karşılaştığım tüm canlara selamlarımı yolluyorum.

Dr. Tülin Eroğlu KAYNAK

Gazella Turizm Turları

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s