Doğu ile Batı Arasında Bir Başkent: Varşova

Yorum bırakın
Avrupa

”Eğer bir macera istiyorsan, yolun Varşova’ya gider” derlermiş eski bir şarkıda. Polonya başkentine yolculuğumuz, bu sözün hala geçerli olup olmadığını anlamak için iyi bir fırsat olacaktı. Fryderyk Chopin havaalanı şehre sadece 15 kilometre mesafede ve 15 dakikada da şehre vardık. İçinden nehir geçen bütün şehirler gibi Varşova da birbirine birçok köprü ile bağlanan iki yaka halinde. Batılıların Vistula dediği, bizim kitaplarımızda Vistül Nehri olarak geçen bu geniş akarsuya Polonyalılar Wisla diyorlar. Wisla Nehri Varşova’yı enlemesine doğu ve batıya bölüyor, en büyük cadde olan Jerozolimskie de buna dik olarak boylamasına kuzey ve güneye ayırıyor. Haritada bakınca oluşan bu artı işaretinin sol üst bölümü görmeye değer yerlerin büyük çoğunluğunu içeriyor. Bu bölümdeki “Royal Way” denilen Kraliyet Yolu’nu (Trakt Krolewski) yürüyerek dolaşabiliyoruz, Eski Kent dâhil olmak üzere yüzlerce önemli yer derli-topluca bu bölgede yerleşmiş.

Varşova, 13. yüzyılın sonlarında Mazovia Dükleri tarafından kurulmuş. Yüzyıllar boyunca gelişmesini sürdürmüş, ikinci dünya savaşında ise tamamen yerle bir olmuş. 1945 yılında hemen yeniden yapılmaya başlanmış, 1989’a kadar Sosyalist Polonya’nın başkenti olmayı sürdürmüş. Haziran 2009’da ise Dayanışma Hareketi’nin 20. yılını kutlamış.

Her kentin bir efsanesi vardır, Varşova için de bu kural değişmiyor: Sawa, Wisla Nehri’nde yaşayan ve bir büyücü tarafından bir denizkızına dönüştürülmüş bir genç kızdır. Sevgilisi Wars tarafından kurtarılmayı beklemektedir. Wars birçok maceradan sonra genç kızı kurtarır, evlenirler ve isimleri birlikte şehre verilir. Eski Kent bölgesindeki Pazar yerinde bulunan bu denizkızı heykeli Varşova’nın sembolü olarak kabul ediliyor. Bu denizkızı ile ilgili başka bir efsane de şöyle diyor: Bir zamanlar Baltık Denizi kıyılarında iki kardeş denizkızı varmış. Derinlerdeki yuvalarında yaşarlarken, bu denizkızlarından birisi daha kuzeye yüzmeye karar vermiş, orayı sevmiş ve orada yaşamaya başlamış. O’nu bugün Danimarka’da, Kopenhag’da bir kayalığın üzerinde oturmuş olarak görebiliriz. Diğeri ise güneye doğru yüzmüş, Wisla Nehri’ne girmiş, bugünkü Eski Kent olan yerde kumlara çıkıp dinlenmeye başlamış. O da burayı çok sevmiş ve kalmaya karar vermiş. Buradaki balıkçılar onu görüp yakalamaya karar vermişler. Fakat denizkızının harikulade şarkılarını duyduklarında bu güzel balık-kadını sevmişler. Denizkızı her akşam onları şarkıları ile eğlendiriyormuş. Böyle sürüp giderken bir gün, zengin ve kıskanç bir köylü onları görmüş. Denizkızını bir tuzakla yakalayıp onu köle yapmayı, panayırlarda halka göstererek para kazanmayı planlamış. Hemen planını uygulamaya koymuş. Onu bir hile ile yakalayıp sulara erişemeyeceği bir kafese kapatmış. Denizkızının çığlıklarını duyan bir balıkçının oğlu onu kurtarmış. O günden beri, ne zaman balıkçıların başı sıkışsa denizkızı yardımlarına koşarmış. Bu da, denizkızının heykelinin neden bir kılıç ve kalkanla silahlanmış olduğunu açıklıyor.

Modern bir Avrupa başkenti kimliğindeki Varşova kozmopolit bir yapıya sahip. Fakat diğer dünya başkentlerinden farklı olarak küçük bir kent ambiyansına ve sevimliliğine de sahip. Yakın geçmişteki büyük savaşta çok büyük zarar görmüş olması kaderini de değiştirmiş. Kent yeniden inşa edilirken çok geniş büyük caddeler, parklar, sosyal yaşam mekânları çok iyi bir planlama ile hayata geçirilmiş. Kısa bir metro hattı, çok etkili tramvay ve otobüs sistemi, gerektiği kadar otopark alanı ile bu geniş caddeler sayesinde kentte trafik sorunu hiç yok. Ve alabildiğine yeşil bir kent, kentteki yüzlerce parktan başka, özellikle nehir kenarında çok büyük ağaçlıklı alanlar var. Kent haritasında park olarak gösterilen yeşil bölgelerden çok daha fazlası böyle yeşil alanlar olarak bırakılmış.

Varşova’yı tanımlarken bazı konu başlıkları göze çarpıyor:

Birincisi, yüzyılların tarih mirası. Özellikle Eski Kent bölümünde dolaşmak yüzyılların içinde yürümek gibi. UNESCO tarafından Dünya Kültür ve Tarih Mirası olarak kabul edilmiş olan bu bölge kentin en eski kısmı. Aslında, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgalciler tarafından otuz gün gibi bir sürede bu bölgedeki binaların yüzde doksanı tamamen yerle bir edilmiş, kalanı da tanınamaz hale gelmiş. Ancak hemen savaştan sonra, Royal Castle içindeki belge ve fotoğraflar kullanılarak yeniden ve aslına tam olarak sadık biçimde inşa edilmiş. İnanılması güç ama bugün en yenisi elli senelik bu yapılar tarihi görevlerini tekrar devralmış ve eski kent kelimenin tam anlamıyla yeniden var olmuş. St.John Katedrali, St.Martin Kilisesi, Royal Castle, Varşova Denizkızı Heykeli ve Eski Pazar yeri, Varşova Tarih Müzesi, Jesuit Kilisesi, Kanonia, Barbican yapıları, Krasinski Sarayı, Racynski Sarayı, Wilanow Park ve Saray kompleksi bu bölgede yürüyerek dolaşılabilecek önemli yapılardan sadece bazıları. İlk başta sokak ve cadde isimlerini okumak zor geldi, Polonya dilindeki yazıları telaffuz etmek güç. Ancak sokak ve cadde tabelaları o kadar mükemmel düzenlenmiş ki kaybolmak mümkün değil. İki tam gün tüm bu bölgeyi dolaşmaya yetmedi. Neyse ki sayısız restoran ve kafeler oturup soluklanmak ve bir şeyler içmek için her an her yerdeler! Bu tarihi doku içinde birçok küçük meydanda yaz boyu konser, gösteri, oyun, sergi ve diğer kültürel aktiviteler eksik olmuyor.

İkincisi, savaş ve Varşova. Denilebilir ki savaş Avrupa’nın bu kısmını ve Varşova’yı hiç terk etmemiş. Kentin her bölümünde kahramanlık hikâyelerine ait bir şeyler var. En önemli mimari yapılardan biri olan Varşova Citadel’i (içkale) en iyi korunmuş savunma yapılarından biri, politik mahkûmlar için de cezaevi görevi görmüş. İkinci dünya savaşı boyunca altı milyondan fazla Polonyalı ve Yahudi öldürülmüş. Varşova’da birçok yer bu trajedinin izlerini taşıyor. Her ne kadar çok iyi onarılmış olsa da savaşın anıları Varşova için çok uzakta kalmış değil.

Üçüncüsü, Yahudi Varşova’sı. Savaş öncesi 350 bin kişi ile kent nüfusunun yüzde otuzunu Yahudiler oluşturuyormuş. Yüzlerce okul ve kütüphane, tiyatro, spor kulübü, günlük yüzden fazla farklı gazete ile Varşova dünyanın en önemli Yahudi popülâsyonlarından biriymiş. 1940’da Naziler “Ghetto”ları oluşturup büyük trajediyi başlatmışlar. Bugün Varşova’nın Muranow bölgesi bu izleri taşıyor, Yahudi mezarlığı da bu bölgede.

Dördüncüsü, “Kızıl Başkent” Varşova. Kırk seneden fazla bir zaman sosyalist düzene ev sahipliği yapan kentte sosyal gerçekçi planlamanın eseri yapılar ve düzenlemeler izlenebiliyor. Bunlardan en dikkat çekici olanı da kentin tam göbeğinde yer alan Kültür ve Bilim Sarayı. 1955’te Sovyetler tarafından inşa edilen bina 235 metrelik yüksekliği ile halen Varşova’nın en yüksek binası. Zaten dümdüz bir kent olan Varşova’nın her yerinden görülebiliyor. Bugün yılın her ayı uluslararası kongre ve konferanslara ev sahipliği yapan bu binanın terasında da kente tepeden bakan bir seyirlik alanı var. Yakın geçmişten iz bırakan en önemli yapılardan biri de harika Mokotowskie parkındaki Sovyet Askerleri Mozolesi.

Beşincisi, Yeşil Şehir Varşova. Kent içindeki Saski, Lazienki, Wilanow, Varşova Üniversitesi parkları gerçekten hatırı sayılır büyüklükte, bunlardan başka sayısız park, bahçe, yeşil alan ve koruluklar kenti yemyeşil yapıyor. Bu kadar büyük yeşil alan ve Wisla Nehri’nin bizzat kendisi doğal yaşam için de önemli destek sağlıyor. Buna en iyi örnek, bir gökdelen olan Kültür ve Bilim Sarayı’na dahi bir şahin çiftinin yuva yapmış olması! Wisla Nehri durgun akan geniş bir akarsu, iki yanı boyunca nehir kenarına kadar devam eden korulukların arasında yürüyüş yolları uzanıyor. Bisikletli, koşan, yürüyen, balık tutan, spor yapan insanlar için hemen şehrin içinde eşsiz ve huzurlu bir mekân. Ayrıca nehirde her çeşit su sporları yapılabiliyor, köprülerin altından geçen yelkenci ve kürekçileri izlemek ayrı bir keyif.

Altıncısı, Artistik Varşova. Kentte bütün zamanlar boyunca güzel sanatlara büyük önem verilmiş. Varşovalılar Chopin, Curie, Kopernik gibi vatandaşlarıyla gurur duyuyorlar Varşova’da bu büyük besteci ile ilişkili birçok mekân var. Varşova’nın bir bölümü olan Praha bölgesi Wisla Nehri’nin doğu yakasında kalıyor, daha önceleri ayrı bir kent iken zaman içinde Varşova’ya dâhil olmuş. Savaştan zarar görmeden çıkan bu bölgeye atölyeler, galeriler, alternatif tiyatrolar, konser salonları, kültür merkezleri ve sinemalar özel bir atmosfer kazandırıyor.

Yedincisi, Modern Varşova. Yeni yapılanma Varşova’yı dinamik ve modern bir kent haline getirmiş. Sosyal gerçekçi kent mirasının geniş yollar, büyük parklar gibi avantajları modern gelişim için büyük rahatlıklar sağlamış. Bir köşedeki eski Varşova’da yürürken kentin yeni bölümlerine geçtiğinizde, tarihten geleceğe adım atıyor gibi hissediyorsunuz!

Varşova’ya veda ederken burası tarihin ağırlığı ile şimdinin dinamizmini bir arada barındıran, güzel, ama en fazla da sorunsuz bir kent olarak hafızamızda yer etti.

Hoşça kal Varşova! Do widzenia Warszawa!

Yazı ve Fotoğraflar: Dr. Gökhan Korkmazgil

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s