FAS’TA ÜÇ ŞEHİR

Yorum bırakın
Kuzey Afrika

CASABLANCA

Hafızalarımızda bir film adı dışında herhangi bir ize sahip olmayan Casablanca şehri Akdeniz’in öte ucundaki Fas’ın, magrip sahillerine kurulmuş bir büyük kent. Fas ülkesi, bir zamanlar dünyanın merkezi olan Arap coğrafyasının en batısında olduğu için Magrip (batı) diye bilinen yer. Casablanca’da idari başkent olmasa bile ticaretin, ekonominin ve paranın merkezi.

Hasan Camisi’ni arkanıza alıp Okyanusa doğru yürümeye başladıktan hemen sonra, yüzlerce metre genişlikteki kayalık sahile çıkarsınız. Eğer günün ilk saatleriyse, deniz çekilmiş, irili ufaklı su birikintileri bırakmıştır geriye. Gençler, sabah banyolarını bu sularda alır. Kolaycı balıkçılar kayalar arasına sıkışıp kalmış balıkları kepçelerle toplar. Kadınlar kollarındaki sepetlere pavurya, yengeç, istakoz doldurur. Bir süre onları izledikten sonra Medina’ya yönelirsiniz.

İstanbul surlarından çok daha alçakgönüllü görünen kırmızı taş duvarların üstüne yine aynı taştan evler kurulmuş. Kentin kemerli dar kapıları gelen geçene davetiye çıkarır. Kapıların arkasından küçük bir parçası görünen sokaklara bu ülkedeki bütün Medina’larda olduğu gibi, dışarının hoyrat, parlak ışığına nispet yumuşak güzel bir ışık düşer.

Fas-Casablanca-Özcan Yurdalan

Medina’lara doğan gün yeni bir gün değil, yüzyılların yaşanmışlığından süzülüp gelen günlerden biridir çoğunlukla. Siz yine de aldanmayın, dar kapıların arkasında vaadedilenler bir başka sefere kalsın. Şimdi kemerli geniş bulvarlara, modern yapılarla çevrili büyük meydanlara, irili ufaklı yemyeşil parklara çıkın. Burada kadınlar ve çocuklar, sabah güneşinin keyfini sürmektedir. Altyapı sorunlarını çözmüş gibi görünen bu kentlerde ağaçlıklı sokaklar, biraz bakımsız apartmanlar, kapılarında yeni ama çizik ve eziklerle dolu arabalar, büyük vitrinli mağazaların sıra sıra dizildiği çarşılar vardır. Bana öyle geldi ki, bu kent gibi kentlerde rezil olmadan yaşanır; özenle döşenmiş kaldırımlarında rahatça yürünür; kavşaklarda kırmızı yandığında peş peşe en fazla üç sıra araba birikir; aralarına kadınların da kullandığı birkaç motosiklet ve bisiklet girer. Belki de bu nedenle yayalar için trafik ışıkları konulmamıştır. Araçlara kırmızı yandığında yayalar karşıdan karşıya geçerler, araçlara yeşil yandığında kaçışırlar.

Önünüzde yeni açılan bir kentte kendi başınıza dolaşırken bir kaç kerteriz alıp yön tayininde kullanmak işinizi kolaylaştırır. Kazablanka’da Casa Port Tren Istasyonu ve 2. Hasan Camisi kolayca bellenen iki noktadır. Bu ikisi arasında ve onları merkez alarak yapılan uzun yürüyüşlerde acil durumlar için umumi helalar, açlığı bastırmak için küçük fırınlar, yorgunluk çayları için kaldırımlara yayılmış kahveler, esnafların rağbet ettiği aşevleri birer birer ve kendiliğinden çıkar karşınıza. Siz de bu verileri birazcık sezgiyle yoğurarak seçtiğiniz yerlerin “geçici müdavimlerinden” olursunuz.

Fas Casablanca-ElHabous-Özcan Yurdalan

Casablanca’dan çıkıp ülkenin içlerine doğru gidip Marakeş’e varırsanız, kendinizi çekiminden kurtaramayacağınız ilk yer Jmaa el Fna ya da başka bir deyişle Sonsuzluk Meydanı olacaktır.

MEYDANDA BAŞLAYAN YAĞMUR HAKKINDA

Marakeş’te güneş batar batmaz hava bulandı. Akşamüstü esmeye başlayan rüzgarın topladığı bulutlar, gökyüzünün laciverte dönmesine fırsat bırakmadan gri siyah, meydana çöktü. Yemek tezgahlarında bir telaştır başladı. Demir direkler getirilip köşelere dikildi. Ağır tenteler gerilirken ilk damlalar savrularak düşüyordu. Rüzgar gergi iplerini ve yelken gibi kabarmış tenteleri öylesine zorluyordu ki biraz daha gayret etse Sonsuzluk Meydanı’nı toptan havalandırıp, bulutlardan birinin üstüne konduracaktı.

Meydandaki müzisyenler sazlarını gövdelerine iyice yapıştırarak, içlerine çekerek çalmayı sürdürdüler. Masalcılar gökyüzünü kollarken, sözü toparlamakla sürdürmek arasında kararsız kalıp, tekrarlı manilerle anlatının temposunu korumaya çalıştılar. Tabipler, ıslanmaması gereken tohumlarla kökleri eteklerinin altına topladı. Bir ara tozlar yatıştı, rüzgar diner gibi oldu, ama kadınlar kına yaptıkları avuçlara son zerreleri kondururken birdenbire bastırdı yağmur.

Marakes-Sonsuzluk Meydanı-Özcan Yurdalan

Meydanı çepeçevre saran portakal tezgahlarından birinin tentesine sığındım. Yirmi kat üst üste dizilmiş portakal tepeciklerinden arta kalan boşlukta elektrikli sıkıcılarla portakal suyu çıkaran satıcılar has müşterilere tazesinden, diğerlerine buzla karışık sürahilerden verirler. Bir bardak içene yarım bardak da ikramları vardır.

Mübarek, bu portakalcılardan biri. Fotoğraf çekmeye de çektirmeye de pek meraklı. O sayede tanıştık. Ben gidince taburesini altıma sürdü, kendine bir yağ tenekesi çekip yağmuru kollayarak oturdu. Sigaraları tellendirdik, yağmur altındaki Sonsuzluk Meydanı’nı seyrediyoruz.

Günün sıcağından sonra bu sağanak bana iyi geldi, geldiği gibi de gitti. Ortalık duruldu, tentelerde birikmiş yağmur suları gürültüyle boşaltıldı. Yağmurdan kaçanlar, sığındıkları ılık köşelerden vazgeçtiler. Ince bir sis gibi, yerden yükselen buhar gibi bir tül sardı meydanı. Az sonra o da dağıldı. Mübareğin küçük kardeşi vardiya değişimi için geldi. Gece yarısına kadar nöbet onun artık. Bize birer büyük bardak portakal suyu sıkarak işe başladı. Meydana, yağmur şaşkını bir gece çökmüştü.

Geceyarısından çok sonra, içinizde Marakeş’in sesleri sürerken birdenbire yalnız olduğunuzu farkedersiniz. Çok uzaklarda kalmış bir gülümseme burnunuzun direğini sızlatmaktadır. Insan ancak özlemişse yalnızdır diye düşünürsünüz. Soluğunuz bir alev gibi dolar içinize, salmaz, saklarsınız. Gözleriniz kısılır, özlediğiniz gülümseme gelip yerleşir karanlığa, saklarsınız. Günboyu usul usul büyüyen meydan ansızın küçücük kalmıştır. “Sus” dersiniz içinizdeki seslere, susarlar. Sonsuzluk Meydanı’nda geceyi dinlersiniz. O şaşkın köçek ısrarla tepesindeki püskülü çevirmektedir hala. Neyse ki zillerin sesi duyulmaz. Çöpçüler gelmeden önce, meydana boylu boyunca uzanıp, başınızı yasladığınız gezegeni belkemiğinizde ve avuç içlerinizde hissedersiniz. Karanlık gökyüzü nasıl da yuvarlak ve yumuşacık sarmaktadır herşeyi. Yıldızlar ne o kadar çoktur ne de uzaktır sanıldığı kadar. Meydan’daki yalnız köçek, belki de herşeyi bilmektedir.

ÇÖLDEKI KASBAH VE UVARZAZAT HAKKINDA

Uvarzazat’a geniş bir bulvardan girdik. Yeni kent, l928’de Fransızlar tarafından askeri üs olarak kurulmuş. Eski kent Kasbah Taurirt çok daha eskilerden Galaoui Hanedanı’ndan kalma. Vakti zamanında bölgedeki tuz yataklarının geliriyle palazlanan Galoui’ler 1890’larda Uvarzazat’ın da dışına taşıp Orta Atlaslar’a hakim olmuşlar. Kasbah’ın girişindeki saraylarında küçük bir hizmetli ordusuyla saltanat sürerlermiş bir vakitler.

Bugün UNESCO korumasında restore edilen kerpiç saray, tavan boyamalarından demir pencere korkuluklarına kadar Arap-Berberi sanatının ince işçiliğiyle bezeli. Kasbah Taurirt’i tam karşınıza alıp kente bakarsanız beş katlı sarayın ön cephesini görürsünüz. Bu cephede, gösterişe yönelik hiç bir çaba sezilmez. Oymalar, kakmalar, cephe çıkmaları, kuleler, kemerler yoktur. Toprakla sıvanmış, kerpiç yapı ve iki kat yukardan başlayan küçük kare pencereleri son derece sadedir. Saray, kent duvarları ve gözalabildiğine uzanan toprak aynı renktedir. Ancak, bu görünümüyle kumdan kaleleri çağrıştırdığı için olsa gerek müthiş bir ihtişam duygusuyla sarar insanı.

Fas-Ouarzazate-Özcan Yurdalan

Geniş kent kapısının hemen yanındaki orta halli kapıdan Sarayın avlusuna girilir. Avluda bir bekçi ile bir rehber beklemektedir. Bekçiden bilet alınır, rehbere yalnız gezmek istendiği belirtilerek daracık tahta merdivenlerden yukarı çıkılır. Duvarlara yerleştirilmiş oklar gideceğiniz yönü, gireceğiniz odaları göstermektedir. Birbirine koridorlar, geçitler ve basamaklarla bağlı odalar dıştan beş katlı gibi gözüken sarayı içerden onbeş, yirmi kata böler. Tavan süslemeleri ise yarı dökülmüş yarı direnerek Galaoui ailesinin tarihteki saltanatına tanıklık eder.

Kısa süre içinde Fas’ın en zengin ailesi olan Galaoui’lerden Al Maidani, Savunma Bakanlığı’na kadar yükselmiş, kardeşi Thami ise Marakeş Paşası ünvanıyla ülke politikasında at oynatmış, kılıç şakırdatmış. Anlaşılan bu kadarla yetinmemiş. 1940’ların sonlarına kadar düşmanlarının kafasıyla Kasbah’ın kapısını süslemesi, şöhretinin bugünlere dek ulaşmasını sağlamış…

Uvarzazat aynı zamanda bir kavşak. Palmiye ormanları ve yalçın kayalıklarıyla bir başka dünya kurmuş Kızıl Kasbah’lı Zagora’ya, Dr’aa Vadisi’ne, Todra’ya ve Dudes Geçidi’ne giden yollar Uvarzazat’tan geçiyor.

Uvarzazatlı aklı evveller yeni kent ile Kasbah arasına öyle bir yol açmışlar ki iki kilometre uzunluğunda ama neredeyse ikiyüz metre de genişliği var. Az ötedeki lüks oteller bölgesinde çatal yapıp Kasbah’a geliyor. Cin fikirli turizmciler bu muhteşem yolda kiralık arabalar, özel otolar ve otobüslerle trafiğin tıkanacağı günü özlüyorlar. Neyse ki şimdilik elleri kursaklarında.

Özcan Yurdalan

Gazella Turizm Fas Turları

Gazella Turizm Fas

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s